21. Yüzyıl artık yalnızca devletlerin değil, sistemlerin de rekabetine sahne oluyor. Bir tarafta Atlantik Düzenini kendi liderliği altında tahkim etmeye çalışan ABD, diğer tarafta BRICS, Şanghay İşbirliği Platformu ve alternatif finansal mimariler üzerinden yeni bir küresel denge kurmaya çalışan Çin'i dikkatle gözlemliyoruz. Mücadele yalnızca Washington ile Pekin'in kendi güçleri üzerinden yürümüyor. Washington ile Pekin arasında asıl savaş, ikinci derece süper güçleri kendi saflarına çekme mücadelesinde yaşanıyor.
Bu yüzden Avrupa Birliği, Hindistan ve Brezilya bugün küresel satranç tahtasının en kritik üç taşı haline gelmiş durumda. ABD, sahip olduğu askeri üstünlük, dolara dayalı uluslararası ödeme sistemi ve Atlantik İttifakı'nın kurumsal kaldıraç gücüyle söz konusu üç aktörü kendi ekseninde tutmaya çalışıyor. Çin ise daha farklı bir teklif sunmakta; yaptırımsız ticaret, alternatif ödeme sistemleri, enerji güvenliği ve batı merkezli düzene karşı daha eşitlikçi bir uluslararası alan vaadi.
En zor pozisyondaki aktör hiç şüphesiz Avrupa Birliği (AB). Doğusunda Rusya tehdidi, batısında ABD baskısı ve ekonomik derinliğinde Çin bağımlılığı arasında adeta stratejik bir mengenenin içine sıkışmış durumda. Washington, Brüksel'den Çin'le ekonomik mesafeyi artırmasını isterken; Avrupa sanayisi bunun bedelini ödeyemeyeceğini biliyor. Alman otomotivinden Fransız lüks tüketimine kadar birçok sektör için Çin artık sadece bir pazar değil, sistemin taşıyıcı kolonlarından biri.
Brezilya ise Lula da Silva liderliğinde daha bağımsız bir çizgi arayışında. Ne Washington'ın tam kontrolüne girmek istiyor; ne de Pekin'in gölgesine sığınmak. Başkan Lula'nın ilk döneminde de ikinci döneminde de temel refleksi denge siyaseti oldu. Ancak Atlantik İttifakı'na karşı kişisel bir mesafesi bulunduğu da açık. Son Beyaz Saray temaslarında bu soğukluk tekrar gözlemlendi. Lula da Silva'nın Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile İran'a imzalattıkları 17 Mayıs 2010 tarihli nükleer anlaşma başarısını Başkan Trump'a hatırlatması da hayli anlamlıydı.
En rahat görünen oyuncu ise, uzun süre Hindistan'dı. Hem ABD'ye karşı mesafeli duruyor; hem Rusya ile enerji ilişkilerini koruyor; hem de Çin'e karşı kendi stratejik alanını inşa ediyordu. 2025 boyunca Washington'a ciddi ölçüde direnç gösterdi. Ve, bu yılın başında bir anda tablo hızla değişti. Ocak sonunda Hindistan ABD ile

25