Mekke Anlaşması ve İletişimin Yüzyılı

Türkiye Yüzyılı, sert güç ile yumuşak gücün, savunma kapasitesi ile iletişim kapasitesinin, caydırıcılık ile hakikati anlatma kudretinin aynımilli güç mimarisinde buluştuğu bir dönemdir. Son on günde, Ankara'dan ve Mekke'den verilen iki güçlü mesajı bu perspektifle iyi okumak gerekiyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla 28-29 Temmuz'da gerçekleştirilen 2. İletişim Şurası'nın teması 'Türkiye Yüzyılı: İletişimin Yüzyılı' idi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Şura'da altını çizdiği 'dijital egemenlik', 'hakikat mücadelesi' ve 'yumuşak güç' kavramları, Türkiye'nin yeni dönemde milli gücü nasıl tanımladığını ortaya koyuyor.
Cumhurbaşkanımızın çok önemli tespiti 'askeri anlamda ne kadar güçlü ve caydırıcı olursanız olun, hakikati muhafaza edemiyorsanız müreffeh ve huzurlu bir gelecek inşa edemezsiniz' idi. Çünkü 21. Yüzyıl'da egemenliğin artık iki coğrafyada korunması gerekiyor; Fiziki Coğrafya ve Dijital-Bilişsel Coğrafya. Birincisinde Ülkemizin Güvenlik Güçleri, savunma sanayimiz, ekonomik kapasitemiz ve dost ve müttefik ülkelerle yürüttüğümüz ittifaklarımız; ikincisinde ise İletişim Başkanlığımızın sahada ve sanal dünyadaki iletişim gücü, dijital teknoloji imkan ve kabiliyetlerimiz, veriyi toplama, saklama ve analiz etme kapasitemiz, kültür zenginliğimiz ve başarı hikayemizi dünyaya anlatabilme kabiliyetimiz belirleyici.
İletişim Başkanımız Prof. Dr. Burhanettin Duran'ın Şura sonrasında ortaya koyduğu 'hakikat, güven ve etki' üçgeni de bu yeni mimarinin iletişim ayağını tarif etmekte. Türkiye artık iletişim politikalarını milli güç kapasitesinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Çünkü, savaşlar artık yalnız cephede değil, ekranlarda ve dijital mecralarda da yürütülüyor. Ve 7 Ağustos'ta Mekke'den dünyaya bildirilen haber, esasen bu stratejik tablonun diğer yarısına yönelik çok önemli bir gelişmeyi duyurmakta.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine gerçekleştirilecek silahlı saldırının hepsine yapılmış sayılacağını hükme bağlıyor. Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın ifadeleriyle, söz konusu anlaşma 'kolektif caydırıcılığı' esas alıyor; savunma sanayisinde ortak projeleri ve güvenlik iş birliğini geliştirirken, düşmanlık beslemeyen hiçbir ülkeyi de hedef almıyor. Dahası, bölgede huzur ve istikrarı amaçlayan kardeş ülkelerin katılımına da açık bir anlaşmadan söz ediyoruz.
Bu anlaşmanın tarihi anlamı büyük ve tüm İslam Aleminde büyük bir heyecana sebep olmuş durumda. Türkiye'nin NATO tecrübesi ve güçlü savunma sanayisi, Pakistan'ın askeri kapasitesi, Suudi Arabistan'ın ekonomik ve enerji gücü yeni bir stratejik zeminde buluşuyor. Ortaya çıkan bu stratejik yapı, bölgenin güvenliğinin bölge ülkelerinin daha fazla sorumluluk aldığı bir