'Kör Döğüş'e itilen NATO vakit kaybederken

Atlantik İttifakı bugün tehlikeli bir paradoksun içinde. Dışarıdaki tehditler büyürken, içerideki kavgalar derinleşiyor. Üstelik, NATO'nun sürüklendiği bu 'kör döğüş' kendiliğinden ortaya çıkmamış iken. İttifak içindeki kimi ülkeler, siyasi çevreler ve stratejik odaklar, ABD ile AB arasındaki fay hatlarını derinleştiren, Türkiye ile bazı müttefikleri karşı karşıya getiren, NATO'nun enerjisini kendi içine tüketmesine yol açan gerilimlere bilerek, isteyerek çanak tutuyor.
ABD ile AB arasında savunma harcamalarından ticarete, stratejik özerklikten Ukrayna'ya uzanan restleşme; 'ABD'nin güvenlik şemsiyesi devam edecek mi' tartışmaları; bazı çevrelerin GKRY'ni NATO mimarisine dahil etme çırpınışları ve Yunanistan'ın Türkiye'yi hedef alan hasmane silahlanma çizgisi, ittifakı giderek kendi içine kapatıyor. Oysa tam tersine, Rusya ve Çin gibi stratejik rakipler karşısında daha güçlü dayanışmaya, daha fazla eşgüdüme ve daha geniş bir güvenlik aklına ihtiyaç var. Türkiye'nin ev sahibi ülke olarak en temel hedeflerinden birisi de bu.
Dünyanın saygın düşünce kuruluşlarının son dönem analizlerinde ortak bir uyarı dikkat çekiyor; NATO, kendi içindeki siyasi ve ideolojik kavgalarla meşgul oldukça gerçek tehdit tablosunu ıskalıyor. İlk büyük tehlike, savaş ile barış arasındaki 'gri alan'ın hızla genişlemesi. Artık tehdit sadece tank, füze ve savaş uçağı değil. Siber saldırılar, kritik altyapıya sabotaj, denizaltı kablolarına operasyon, enerji hatlarının hedef alınması, hava sahalarının düşük maliyetli dronlarla test edilmesi, seçim süreçlerine etki operasyonları ve dezenformasyon yeni dönemin mühimmatları.
NATO'nun pahalı platformlara dayalı klasik savunma zihniyeti ise ucuz, seri üretilebilir ve kolayca inkar edilebilir tehditler karşısında zorlanıyor. İkinci büyük kör nokta, Çin-Rusya yakınlaşması. Batı başkentleri hala Moskova'yı Avrupa, Pekin'i Asya dosyası gibi okumaya eğilimli. Halbuki enerji, teknoloji, savunma, lojistik, uzay ve Arktik alanlarında giderek birbirine eklemlenen yeni bir stratejik ekosistem doğuyor. NATO içindeki her kavga, Washington ile Avrupa arasındaki her güven bunalımı bu eksenin hareket alanını genişletiyor.
Üçüncü ihmal alanı Arktik. Buzullar çekildikçe yeni deniz yolları, enerji kaynakları, kritik mineraller ve askeri geçiş hatları ortaya çıkıyor. Rusya'nın kuzeydeki askeri kapasitesi ile Çin'in bölgeye yönelik artan ilgisi birleşirken, Batı hala kendi iç tartışmalarıyla boğuşuyor. Yarın Atlantik güvenliğinin en kritik cephelerinden biri Baltık'tan değil, Kuzey Kutbu'ndan açılabilir.
Dördüncü risk, Karadeniz-Akdeniz-Kızıldeniz-Hint Okyanusu hattının giderek tek bir güvenlik zincirine dönüşmesi. Enerji koridorları, tahıl rotaları, limanlar, denizaltı kabloları ve ticaret yolları artık birbirinden bağımsız değil. Karadeniz'deki kriz Akdeniz'i, Kızıldeniz'deki saldırı Avrupa sanayisini, Hint Okyanusu'ndaki gerilim Atlantik ekonomisini etkiliyor. Tam da bu nedenle Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik ağırlığı artık bir 'merkez ülke'