Jackson Hole'da 'Yeni Para'nın ayak sesleri

Kansas City FED tarafından 1978'de başlatılmış olan 'Economic Policy Symposium', 1982'de JacksonHole kasabasına taşınınca, tüm dünyaca bu kasabanın adıyla bilinen toplantı serisi haline geldi. Uluslararası ekonomi ve finans sistemi tarafından merakla takip edilen bu toplantıların gündeminin, 2008 küresel finans krizinden beri alışılmışın dışına çıkmak durumunda kaldığı bir gerçek. Bu nedenle, kimi finans profesyonelleri Warsh ve diğer önde gelen merkez bankalarının başkanlarının faiz mesajlarına odaklanmayı tercih etseler de, geniş bir kesim, bu yıl 45.'si gerçekleşen toplantıda konuşulacak meselelerin faizlerin çeyrek puan aşağı veya yukarı gitmesinden çok daha büyük olduğunun farkında.
Çünkü, bu yıl dünyanın karşısında aynı anda iki dev soru durmakta; devletlerin giderek ağırlaşan borç yükünü mevcut finans sistemi daha ne kadar taşıyabilecek Ve hızla şekillenen yeni finans mimarisinde 'para' dediğimiz şey neye dönüşecek Kansas City FED'in 27-29 Ağustos toplantısı için seçtiği tema tam da bu ikinci soruya işaret ediyor; 'finansal inovasyonun ödeme sistemleri ve para politikası üzerindeki etkileri'. Bu büyük dönüşümü 'Yeni Para' (New Money) kavramıyla tanımlama taraftarıyım. Öncelikle, 'Yeni Para', paranın sadece dijitalleşmesi anlamına gelmiyor. Paranın üretildiği, saklandığı, transfer edildiği, programlandığı ve finansal varlıklarla ilişkisinin yeniden kurulduğu yeni bir finansal mimariyi ifade etmekte.
Sabit coinler, tokenize banka mevduatları, merkez bankası dijital paraları, anlık ödeme sistemleri, programlanabilir para, dijital cüzdanlar ve tokenize tahviller bu yenifinansal ekosistemin parçaları. Yani, değişen yalnızca paranın biçimi değil; paranınmimarisi. 20. Yüzyıl'ın finans sisteminde bankalar, merkez bankaları, takas kurumları ve özellikle sınır ötesinde uzayan ödeme zincirleri belirleyiciydi. 'Yeni Para' dünyasında ise para, tahvil ve diğer finansal varlıkların aynı dijital altyapı üzerinde, neredeyse anlık biçimde el değiştirebildiği bir sisteme doğru ilerliyoruz. Finansal inovasyonun stratejikanlamı tam da burada başlıyor.
Washington, Londra, Frankfurt, Pekin ve Tokyo'nun önünde kritik bir sınav var. Düzenlemeleri fazla sıkılaştıran ülkeler sermayeyi, teknolojiyi ve finansal inovasyonu başka merkezlere kaptırabilir. Fazla gevşek bırakanlar ise, finansal istikrar, para politikasının etkinliği ve parasal egemenlik açısından ciddi risklerle yüzleşebilir. Dolayısıyla, merkez bankalarının görevi artık yalnızca enflasyonu kontrol etmek değil. 21. Yüzyıl'ın finansal altyapısının hangi kurallarla çalışacağını da şekillendirmek zorundalar. Üstelik bu dönüşüm, küresel finans sisteminin diğer büyük problemiyle aynı anda yaşanmak durumunda; devasa boyutta büyüyen kamu borcu, bilhassa G7 ekonomilerinde.
Gelişmiş ekonomiler tarihsel ölçekte