Ortadoğu bir kez daha tarihin en tehlikeli, en zorlu eşiklerinden birisine sürükleniyor. Ancak bu kez mesele yalnızca bir bölgesel gerilim değil. Hürmüz hattında şekillenen kördüğüm, küresel sistemin sinir uçlarına dokunan bir kırılmaya da işaret ediyor. Ve bu kırılmanın merkezinde, çelişkilerle kuşatılmış bir liderlik var: Donald Trump.
Başkan Trump, Amerikan seçmenine iki temel vaatle gelmişti: ucuz enerji ve sonsuz savaşların sonu. Bugün ise tablo tersine dönmüş durumda. Benzin fiyatları düşmek bir yana yükseliyor; Amerikan askerleri ise hala dünyanın farklı cephelerinden tabutlarla dönüyor. Bu çelişki, yalnızca bir politik başarısızlık değil, aynı zamanda bir stratejik sıkışmışlığın da göstergesi.
Washington'daki karar alma mekanizması uzun süredir bir tür 'tersine Vietnam sendromu' yaşıyor. Artık mesele savaşa girmek değil; Washington için minimum maliyet ile savaşı kısa sürede bitirecek sert ve belirleyici bir hamleyi keşfedip, uygulamak. Ancak tarih bize şunu defalarca gösterdi ki, hızlı zafer hayali, çoğu zaman uzun felaketlerin başlangıcını teşkil etmekte.
Bu denklemde İsrail'in rolü ise Washington'ı kapana kıstıracak kadar belirleyici ve rahatsız edici. Katil Netanyahu yönetimi, İran'ın bölgesel ve nükleer kapasitesini kırmayı varoluşsal bir zorunluluk olarak görmekte. Bu nedenle, İsrail'in İran'ın enerji tesislerini vurarak, İran'ı Körfez ülkelerinin enerji tesislerini vurmaya kışkırtması bir 'akıl tutulması' değil; aksine, bilinçli bir 'bölgede krizi tırmandırma' stratejisinin (escalation strategy) bir parçası. Amaç, yalnızca İran'ı zayıflatmak değil, aynı zamanda ABD'yi de geri dönüşü olmayan bir angajmana çekmek.
Tam da bu noktada, Hürmüz Boğazı'ndaki belirsizlik, kördüğüm devreye giriyor. Dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği bu dar su yolu, artık sadece bir ticaret hattı değil, küresel ekonominin kırılgan kalp atışı. İsrail'in İran enerji altyapısını hedef alması ve buna karşılık İran'ın Körfez ülkelerinin tesislerini vurması ihtimali, petrol fiyatlarını hızla yukarı çekiyor. 115 dolar eşiği artık bir senaryo değil, giderek somutlaşan bir gerçeklik.
Bu durumdan kim ne kazanır İşte asıl soru bu. Kısa vadede enerji fiyatlarının yükselmesi bazı aktörlere fırsatlar sunabilir. Ancak uzun vadede ortaya çıkacak tablo, kontrol edilebilir bir kriz olmaktan çok uzak. Rusya fiyat artışından ekonomik avantaj sağlayabilir, Çin ise dikkatle izleyerek jeopolitik boşlukları değerlendirebilir. Ancak sistemin genel dengesi açısından bu bir kazanç değil, zincirleme kırılmaların başlangıcını oluşturacak.
En tehlikeli senaryo ise 'nükleer eşik'

19