Dünyanın içinden geçtiği yeni jeopolitik süreçte enerji güvenliği, kritik mineraller ve doğal kaynaklar artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bağımsızlığın da temel unsuru haline geldi. Pandemi sonrası kırılan tedarik zincirleri, Rusya-Ukrayna savaşıyla derinleşen enerji krizi ve Orta Doğu'daki gerilimlerin Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji akışını tehdit etmesi, ülkeleri yeni arayışlara yöneltmiş durumda. İşte böylesine kritik bir dönemde İstanbul, küresel enerji ve doğal kaynak diplomasisinin en önemli buluşmalarından birine ev sahipliği yapacak.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız himayelerinde, Turkuvaz Medya Grubu tarafından düzenlenen İkinci İstanbul Doğal Kaynaklar Zirvesi (INRES 2026), yalnızca bir sektör zirvesi değil; aynı zamanda yeni küresel enerji mimarisinin şekillendiği stratejik bir platform niteliği taşıyor. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın açılışını yapacağı zirve, Türkiye'nin enerji, doğal kaynaklar ve kritik mineraller alanındaki vizyonunu dünyaya anlatacağı tarihi bir buluşma olacak.
Bugün dünya artık yalnızca petrol ve doğal gazın değil; bor madenin, nadir toprak elementlerinin, kromun, bakırın ve stratejik minerallerin geleceğini konuşuyor. Yapay zekadan savunma sanayine, elektrikli araçlardan yenilenebilir enerji teknolojilerine kadar yeni ekonominin temelinde kritik mineraller yer alıyor. Bu nedenle ülkeler artık enerji güvenliği kadar 'maden güvenliği'ni de milli güvenlik meselesi olarak konumlandırmaktalar.
Türkiye ise, bu yeni döneme son derece güçlü avantajlarla giriyor. Dünyada üretilen yaklaşık 90 çeşit madenin 80'ine ev sahipliği yapan Türkiye, yer altı kaynakları açısından küresel ölçekte en stratejik ülkelerden birisi konumunda. Bilhassa dünya bor rezervlerinin yaklaşık yüzde 73'üne sahip olması Türkiye'ye eşsiz bir avantaj sağlıyor. Ancak asıl önemli dönüşüm, bu kaynakların artık ham madde olarak değil, yüksek katma değerli teknoloji ürünlerine dönüştürülmesi yönünde atılan adımlar.
Bandırma'da bor karbür üretimine yönelik yatırımlar, savunma sanayi ve ileri teknoloji açısından tarihi öneme sahip. Aynı şekilde Eskişehir Beylikova'da keşfedilen 694 milyon tonluk nadir toprak elementleri rezervi, Türkiye'yi Çin'den sonra dünyanın en önemli merkezlerinden birisi haline getirecek. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanımız Alparslan Bayraktar'ın açıkladığı pilot tesis ve üretim hedefleri, Türkiye'nin küresel kritik mineraller liginde yeni bir merkez olma iradesini ortaya koyuyor.
Çünkü, artık mesele yalnızca rezerv sahibi olmak değil; o rezervi teknolojiye, sanayiye ve stratejik güce dönüştürebilmek. Türkiye tam da bu nedenle son yıllarda doğal kaynaklar alanında uluslararası iş birliklerini yeni bir vizyonla genişletiyor.
Afrika Açılımı bunun en önemli ayaklarından biri. Somali ve Sudan başta olmak üzere Afrika ülkeleriyle enerji, doğal kaynaklar ve madencilik alanlarında geliştirilen iş birlikleri, Türkiye'nin küresel yer altı kaynakları diplomasisinde yeni bir eksen oluşturduğunu gösteriyor. Aynı şekilde Türk Devletleri Teşkilatı (

34