Enerji Jeopolitiğinde 'Yenilenebilir' Denklemi

Dünya enerji tarihinde yeni bir eşiğin aşıldığı bir sürecin içinden geçiyoruz. 1760'lardan yakın bir döneme kadar, kömür, petrol ve doğalgaz ekonomik büyümenin, sanayileşmenin ve jeopolitik gücün temel belirleyicileri idi. Çin ve Hindistan gibi nüfusu, üretim kapasitesi ciddi enerji gerektiren ekonomilerde halen geçerli olduğunu da söyleyebiliriz. Buna karşılık, enerji arz-talep dengesi daha yönetilebilir olan ülkeler sayesinde, bugün enerji denklemine yeni ve güçlü bir unsur yerleşiyor; Yenilenebilir Enerji. Dünya ekonomisinde son 10 yıldır önemli bir gündem maddesi olan 'Enerji Dönüşümü' için, başlangıçta ağırlıklı hedef karbon emisyonlarını azaltmak; çevreyi korumaktı.
Ancak, 2020'den bu yana, önce 'Kovid- 19', ardından Ukrayna Savaşı, bugün ise Körfez ve Orta Doğu'daki jeopolitik türbülans ile birlikte, 'enerji dönüşümü' başlığı, artık enerji güvenliğini sağlamanın, dışa bağımlılığı azaltmanın ve stratejik rekabet üstünlüğü elde etmenin en etkili yollarından birisi haline gelen yeni bir enerji mimarisinin önünü açtı. Nitekim, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı'nın (IRENA) son verileri, bu dönüşümün ulaştığı noktayı net biçimde ortaya koyuyor. 2025 yılı sonunda küresel yenilenebilir enerji kurulu gücü yaklaşık 5,2 teravata ulaşarak dünya toplam elektrik kurulu kapasitesinin neredeyse yarısını oluşturur hale geldi.
Sadece bir yılda sisteme eklenen 693 gigavatlık yeni kapasite, enerji tarihinin en büyük yıllık artışı olmasının yanı sıra, yeni elektrik yatırımlarının yaklaşık yüzde 86'sının da yenilenebilir kaynaklardan geldiğine işaret ediyor. Bu büyümenin lokomotifi ise, tek başına 511 gigavatlık yeni kurulumla güneş enerjisi yatırımları oldu. Bilhassa son 5-6 yıldır, esas büyük kırılma ise enerji ekonomisin de yaşanmakta. Gelişen panel teknolojileri, seri üretim, dijital şebekeler ve enerji depolama sistemlerindeki ilerlemeler sayesinde, güneşten elektrik üretmenin maliyeti artık dünyanın birçok bölgesinde kömür ve doğal gaz santrallerinin altına inmiş durumda.
Üstelik büyük ölçekli güneş santralleri birkaç yıl değil, çoğu zaman aylar içinde devreye alınabiliyor. Yakıt ithalatı gerektirmemesi de, güneş enerjisini ülkeler açısından yalnızca çevreci değil, aynı zamanda stratejik ve ekonomik bir yatırım haline getiriyor. Bu nedenle enerji yatırımlarındaki yön değişimini yalnızcaiklim politikalarıyla açıklamak artık eksik kalmakta. Bugün ülkeler, enerji bağımsızlığını güçlendirmek için yenilenebilir kaynaklara adeta seferberlik anlayışıyla yatırım yapıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Avrupa'da yarattığı enerji şoku, Orta Doğu'daki gerilimler ve küresel ticarette yaşanan kırılmalar, enerji arz güvenliğinin artık ulusal güvenliğin ayrılmazbir parçası olduğunu gösterdi. Kendi elektriğini kendi doğal kaynaklarından üretebilen ülkeler, küresel krizlere karşı hem ekonomik hem de siyasi açıdan çok daha dirençli hale geliyor.
Yeni dönemde, enerji jeopolitiğinin merkezinde petrol sahaları veya doğal gaz boru hatlarından çok, ülkelerin güneş paneli üretim kapasiteleri, batarya teknolojileri, kritik mineraller, enerji depolama sistemleri, akıllı elektrik şebekeleri ve yeşil hidrojen yatırımları