Bazı geceler vardır; dünyanın ve zamanın akışı içerisinde sadece birkaç saattir. Ama, bir Milletin kaderi adına asırlık bir değişimi temsil eder. 15 Temmuz da işte böyle bir geceydi. O gece, sadece Türkiye gibi şanlı bir ülkeyi, kutlu bir devleti ele geçirmek amacıyla, her türlü melanetten geri kalmadıkları 57 yıllık sinsi bir operasyonun son ve en kanlı aşaması olan darbe girişimine teşebbüs eden FETÖ'nün hain emelleri yerle yeksan edilmedi. O gece, aynı zamanda bir asırdır aralıksız süren bir Milli Mücadelenin, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın çağrısı ile, en destansı anlarından birisine de 85 milyon hep beraber şahit olduk.
1916'da Osmanlı'nın paylaşım planlarıyla başlayan bir kirli oyundan, ihanetlerden, içimize sızdırılmış hainlerden söz ediyoruz. Öyle ki, bir asır boyunca, kimi zaman işgallerle, kimi zaman darbelerle, kimi zaman muhtıralarla, kimi zaman ekonomik operasyonlarla, kimi zaman da devletin içine sızdırılmış ihanet odaklarıyla Türkiye'nin Milli Egemenliğini, bağımsızlığını yok etmeye, bertaraf etmeye çalışan, dışarıda da uzantıları olan vesayet odaklarıyla soluksuz bir mücadeledir bu süreç. 15 Temmuz, Milletimizin destansı kahramanlığı ve güçlü iradesi ile, kökü dışarıya uzanan vesayet odaklarına, ihanet çetelerine, dünyanın en tehlikeli terör ve istihbarat örgütlerine karşı elde edilmiş tarihi bir zafer anıdır.
15 Temmuz'u anlamak için yalnızca 2016'ya değil, bir asır geriye bakmak gerekir.
1916'da Sykes-Picot ile Osmanlı'yı masa başında parçaladılar. Mondros'la devletimizi teslim almak istediler. Sevr'le Türk Milletine Anadolu'nun ortasında dar bir hayat alanını reva gördüler. Bu nedenle, Milli Mücadele ve İstiklal Harbi, yalnızca işgal ordularına karşı değil, mandacılığa ve teslimiyetçiliğe karşı da tarihi bir zaferdir. Cumhuriyet bu tarihi zaferlerin ve Türk Milletinin İradesinin üzerine inşa edilmiştir.
Bin bir mücadele ve fedakarlık ile kurduğumuz Cumhuriyet, kısa bir süre sonra, yeniden vesayet odaklarının ve dışarıdaki uzantılarının, farklı yöntemler ile, bir kez daha saldırılarına maruz kalmaya başladı. Soğuk Savaş yıllarında Türkiye, darbeler, muhtıralar, siyasi mühendislikler, ekonomik krizler ve terör üzerinden sürekli baskı altında tutuldu, şekillendirilmeye çalışıldı. 27 Mayıs'tan 12 Mart'a, 12 Eylül'den 28 Şubat'a, 27 Nisan e-muhtırasına kadar her müdahalenin ortak sonucu aynıydı; Türk Halkının Milli iradesine rağmen, devleti ve ülke yönetimi şekillendirmek ve daha da vahimi, Türkiye'nin bağımsız karar verme kapasitesini sınırlandırmak.
Bu süreçte, 1950'lerin sonlarından itibaren, devletin kılcal damarlarına adım adım sızan FETÖ, Türkiye'yi kıskaca almak isteyen vesayet düzeninin en tehlikeli aparatlarından birisi haline geldi. Yıllarca eğitimden yargıya, emniyetten TSK'ya kadar uzanan örgütlenmesini gizlemeyi başaran bu hain yapı, 15 Temmuz gecesi, dünyanın en tehlikeli terör ve istihbarat örgütlerinden birisi olduğunu ayan beyan ortaya koyan bir kalkışmaya yeltendi. Ülkemizin her bir vatandaşı şunu çok net idrak etmelidir ki, o zorlu gecede hedef yalnızca Hükümetimiz değildi. Milli İradenin Tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisi'miz bombalandı. Devletimizin en üst makamı Cumhurbaşkanlığımız hedef alındı. Ülkemizin güvenliğinin kahraman evlatları olan Emniyet Teşkilatımız vuruldu.
Halkımızın vergileriyle üretilmiş silahlar, tanklar Milletimize karşı kullanıldı, savaş uçakları şehirleri bombaladı. FETÖ'cü hainlerin duvara tosladıkları ve yerle yeksan oldukları destansı direnişle, Türk Halkının perçinlenmiş

17