Yazı, Antalya Diplomasi Forumu'nun Davos ve Münih Güvenlik Konferansı gibi geleneksel Batı merkezli platformların yerine geçerek küresel dengeleri yeniden kurma potansiyeline sahip olduğunu iddia etmektedir. Bu iddiasını, ADF'nin daha kapsayıcı, adaletçi ve gerçekçi bir diplomasi alanı sunduğu ve Küresel Güney ülkelerinin sesini daha iyi yansıttığı gerekçesiyle öne sürmektedir. Ancak, bu yeni platform gerçekten var olan gücün yeniden dağılımını sağlayabilecek kadar etkili olabilir mi, yoksa mevcut sistemin meşruiyetini arttırmaya mı yarıyacak?
Küresel sistemin derin bir kırılma yaşadığı, bölgesel fay hatlarının keskinleştiği bir dönemde, yeni bir diplomasi diline ve yeni platformlara duyulan ihtiyaç her zamankinden daha belirginleşmiş durumda. Dünya Ekonomik Forumu'nun Davos toplantıları veya Münih Güvenlik Konferansı, Atlantik içi çekişmeler, küreselleşme kavramının itibar kaybı ve bu zirvelerin 'metal yorgunluğu'na bağlı olarak, sürekli kendini tekrarlar hale gelmesi nedeniyle ciddi manada özgül ağırlık kaybı yaşamaktalar. Bu nedenle, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın himayelerinde ve Dışişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF), uluslararası ekonomi-politik alanda şiddetle ihtiyaç duyulan kapsayıcı, onarıcı ve yapıcı yepyeni görüşleri önceliklendiren bir platform ihtiyacının sahadaki en güçlü karşılığı olarak öne çıkıyor.
Türkiye, Orta Doğu'dan Körfez'e, Kuzey Afrika'dan Doğu Akdeniz ve Ege'ye uzanan geniş coğrafyayı bir çatışma alanı olarak değil; istikrar ve refah havzası olarak okuyor. Bu derinlikli ve nitelikli vizyon, çok boyutlu, dinamik ve güven esaslı bir bölgesel dayanışma mimarisinin inşasını hedeflemekte. Siyasi ve askeri boyutları olan, adalet ve karşılıklı güvene dayanan bu yaklaşımın en görünür ve etkili zemini ise, bugün ADF olarak öne çıkmakta.
Mevcut küresel düzenin temsil krizleri derinleşirken, yükselen ekonomilerin ve Küresel Güney ülkelerinin sesini daha gür bir şekilde yansıtacak, daha adil, daha kapsayıcı ve daha samimi zeminlere ihtiyaç artıyor. İşte ADF, tam da bu arayışın hakkını veren bir platform olarak yükseliyor. Bu noktada, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın şu tespiti kritik bir eşik sunmaktadır: "Antalya Diplomasi Forumu küresel aklın, global vicdanın ve geleceğe dair umudun ortak kürsüsü haline gelmiştir." Sayın Cumhurbaşkanımızın uluslararası ekonomi- politik alanla paylaştığı bu tanım, aynı zamanda yeni bir uluslararası mimarinin ruhunu tarif ediyor.
Gerçekten de bugün ADF, küresel vicdanın yeni kürsüsü haline gelmektedir. Farklı coğrafyalardan, farklı siyasi ve kültürel arka planlardan gelen dünyanın önde gelen aktörleri ve kanaat önderleri, Antalya'da eşit söz hakkıyla buluşmakta; dünyanın geleceğine dair fikirlerini daha özgür ve samimi bir zeminde paylaşmaktalar.
Atlantik merkezli platformların giderek iç gerilimlerle zayıfladığı böyle bir dönemde, bu gelişme daha da anlam kazanıyor. Özellikle Münih Güvenlik Konferansı gibi geleneksel yapıların, Atlantik'in doğu ve batı kanadı arasındaki artan görüş ayrılıkları nedeniyle eski etkisini kaybettiği açıkça görülmekte. Buna karşılık ADF, dengeleri ve adaleti gözeten, daha kapsayıcı ve daha gerçekçi bir diplomasi alanı sunmakta.

20