Avrupa Birliği'nin (AB) küresel aktörlüğünün hızla eridiğini teslim etmek, kimi Avrupalı fanatik siyasetçilerin iddia ettiği gibi bir zayıflık değil; tam tersine stratejik gerçekçiliğin gereğidir. AB, aynada kendisiyle samimi biçimde yüzleştiğinde, karşı karşıya kaldığı sorun yalnızca dış dünyadaki küresel dönüşümlerle sınırlı olmayıp, kendi içindeki parçalanmışlık, tereddüt ve yön kaybını da kapsamaktadır. Asıl kritik soru şudur: AB bu erimeden nası l çıkacak Güvenlikten jeopolitiğe, tedarik zincirlerinden enerjiye uzanan çok katmanlı krizler ile okunduğunda, yeniden güçlenmenin çözümü uzak coğrafyalarda değil, hemen yanı başında durmakta. Bu çözümün adı net: Tam Üye Türkiye.
Çarşamba günkü yazıdan hareket ile; AB'nin stratejik bütünlüğünü kaybettiğini, askeri kapasitesinin sınırlı olduğunu, ekonomik rekabet gücünün aşındığını, entelektüel yöneliminin bulanıklaştığını hatırlatalım. Grönland krizi gibi sembolik örnekler, Birliğin caydırıcılık üretmekte zorlandığını göstermekte. MERCOSUR ve ASEAN açılımları ise tedarik zincirlerini çeşitlendirme arayışı olsa da, AB'nin Çin bağımlılığını kırmaya yetmiyor. İşte tam bu noktada Türkiye'nin vazgeçilmez önemi çok yönlü ve strateji bazlı bir sıçrama olarak beliriyor.
İlk kritik başlık güvenlik. Ukrayna savaşı Avrupa'nın kırılganlığını çıplak biçimde ortaya koydu. AB, kendi başına caydırıcılık üretemiyor; NATO'ya yaslanıyor. Bu mimaride Türkiye'nin rolü vazgeçilmez. Karadeniz dengesi, Doğu Akdeniz güvenliği ve Orta Doğu'ya uzanan hatlar Türkiye'siz düşünülemez. Güçlü ordusu, sahada sınanmış yüksek beceriye sahip savunma sanayii ve operasyonel kapasitesiyle Türkiye, Avrupa'nın askeri mimarisini tahkim edebilecek nadir müttefiklerden biridir. Türkiye dışarıda bırakılarak kurulacak bir 'Avrupa Güvenlik Kuşağı ve Savunması', daha baştan eksik kalacaktır.
İkinci başlık jeopolitik. Küresel güç rekabetinin sertleştiği böyle bir belirsizlik çağında, tarihi bir gerçek olarak, tüm önde gelen ülkeler 'coğrafya kaderdir' gerçeği ile yeniden yüzleşiyor. Türkiye; Karadeniz, Kafkasya, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'nun jeostratejik kesişimindedir. Rusya, İran ve Afrika ile aynı anda ilişki kurabilen, krizlerde sahada etkin varlık gösterebilen nadir bir aktördür. AB, yakın çevresinde etkili olmak istiyorsa Türkiye ile birlikte hareket etmek zorundadır; aksi halde kendi hinterlandında bile belirleyici olamayacaktır.
Üçüncü başlık ise, tedarik zincirleri ve ekonomidir. İki 'Siyah Kuğu', küresel virüs salgını ve Ukrayna Savaşı, 'uzak coğrafyalara bağımlılık' modelinin sürdürülemezliğini gösterdi. Brüksel near-shoring ve friend-shoring'i tartışırken, en mantıklı ortak çözüm hemen AB'nin yanı başında: Türkiye. Gelişmiş sanayi altyapısı, lojistik avantajları ve üretim esnekliğiyle Türkiye, Avrupa'nın Çin bağımlılığını dengeleyebilecek kapasiteye sahiptir. Türkiye ekonomisi otomotivden savunmaya, makineden ara mallara kadar geniş bir üretim yelpazesi sunmakta. Buna rağmen Gümrük Birliği'nin güncellenmesinin yıllardır ertelenmesi, AB'nin kendi çıkarlarını görmezden gelmesinin çarpıcı bir göstergesi olarak öne çıkıyor.
Dördüncü başlık enerji ve altyapı

4