Avrupa Birliği (AB) bugün sadece bir dış politika krizi ile değil, aynı zamanda derin bir ahlaki ve stratejik meşruiyet bunalımı ile de karşı karşıya. Gazze'de iki buçuk yıldır devam eden soykırım ve yıkım, on binlerce sivilin hayatını kaybetmesi, uluslararası mahkemelerde yükselen soykırım suçlamaları ve göz göre yapılan uluslararası hukuk ihlalleri karşısında Brüksel'in sergilediği tablo, bu krizin en net göstergesidir.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İsrail'e karşı en temel siyasi reflekleri dahi göstermekte isteksiz davranmakta. İspanya, İrlanda ve Belçika başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinden gelen 'AB-İsrail Ortaklık Anlaşması askıya alınsın' çağrıları karşısında Brüksel'in sergilediği ağırkanlılık, artık diplomatik ihtiyatla açıklanabilecek bir tablonun ötesine geçmiş durumda. Bu tablo, AB'nin kurumsal yapısına yapışmış elitistlerin siyasi tercihi; adeta zihinsel bir kilitlenmed. Bu tablonun adı 'İsrailizasyon'dur.
Avrupa'nın, İsrail söz konusu olduğunda hukuk, insan hakları, demokrasi ve normatif dış politika iddialarını askıya alması; kendi değerlerini kendi eliyle hükümsüz hale getirmesinden söz ediyoruz. Ukrayna meselesinde yaptırım refleksi gösteren, Rusya'ya karşı hızla ağır ekonomik paketler hazırlayan AB'nin, Gazze'de aynı ahlaki hassasiyeti gösterememesi sadece çifte standart değil; kurumsal bir vicdan çöküşüdür. Daha dikkat çekici ve trajik olan ise, AB'nin gerçek kriz anlarında yok hükmünde kalırken, sembolik sahnelerde ise kendisini merkez aktör gibi sunma çabasıdır.
AB'nin Orta Doğu'da barış için ciddiye alınabilecek en ufak bir inisiyatifi yoktur. Güney Kafkasya'da kalıcı istikrar adına belirleyici bir strateji de yoktur. Ancak Ermenistan Başbakanı Paşinyan ülkesini Rusya'dan uzaklaştıracak bir siyaset inşa ettiğinde, yeni bir denge arayışına girdiğinde, onca zorlu etap atlatıldıktan aylar yıllar sonra, Brüksel'in bir anda Erivan'da sahneye çıkıp sanki kendi diplomatik başarısıymış gibi lanse etmeye kalkması, şov yapması yeterince utanç verici.
Oysa Erivan'daki yeni arayışın temelleri Türkiye'nin sağladığı dengeleyici ortamla, Güney Kafkasya'daki ülkelerin bölgesel normalleşme zeminine yönelik samimi çabalarıyla ve ABD'nin stratejik girişimleriyle atıldı. Türkiye'nin inisiyatif alarak açtığı diplomatik alanı, Brüksel'in sonradan gelip sahiplenmeye çalışma çabası siyasi bir gerçeklik değil, diplomatik bir nezaketsizliktir.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın da ifade ettikleri üzere, Avrupa bugün

19