Bediüzzaman 17 Mart 1920 tarihli Sebilürreşad dergisinde yayınlanan beyanatında şunları da söylüyordu:
"Kürtleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler, esasat-ı İslâmiyeye muhalif hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir Bir-iki kulüpte toplanan beş-on kişiden ibaret. Hakikî Kürtler, kimseyi kendilerine vekil-i müdafi olarak kabul etmiyorlar."
Devamında gelen şu ifadeler de son derece dikkat çekici: "Kürdistan'a verilecek muhtariyetten (özerklikten) bahsediliyor. Kürtler ecnebi himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense ölümü tercih ederler." (Eski Said Dönemi Eserleri, 107-109.)
Aktardığımız bu ifadeler, hem bir taraftan "bölünmez bütünlük" lâfını ağzından düşürmezken, diğer taraftan her türlü bölünme fitnesinin zeminini hazırlayıp tohumlarını eken zihniyet ve onun sözcüleri tarafından Said Nursî'ye yöneltilen "bölücülük ve Kürtçülük" iftirasını çok net ve kesin bir şekilde çürütüyor; hem bu iftira ve iddiaların tam aksine, Bediüzzaman'ın, bölücü fitneler için şartların en elverişli olduğu dönemlerde bile bunlara şiddetle karşı çıkıp birlik ve bütünlük mesajları verdiğini gösteriyor; hem de "ecnebi himayesinde bir oluşum" teşkil etme yolunda hayli mesafe alan Kuzey Irak ve Kuzey Suriye Kürtleri için de mutlaka dikkate almaları gereken çok önemli bir prensibin altını çiziyor.
Onun yine aynı dönemde gündeme getirilen muhtariyet ve adem-i merkeziyet talep ve tekliflerine karşı çıkması, meselâ bu yöndeki görüşleriyle bilinen Prens Sabahaddin'e, adem-i merkeziyet fikrinin doğuracağı sakıncaları geniş ve ayrıntılı bir şekilde izah etmesi de, her hal ve şartta birlik ve bütünlüğün muhafazası ve bu manaya zarar verebilecek fikir ve girişimlerden kesinlikle uzak durulması noktasındaki hassasiyetini ortaya koyuyor.

11