Washington öteden beri Çin'i serbest piyasa koşullarını manipüle ederek uluslararası ticaret sisteminin ilkelerine aykırı davranmakla suçlardı. Çin'in ulusal para birimi Yuan'ın değerini düşük tutarak düşük kur politikası üzerinden ihracat odaklı ekonomisini desteklemesi, yabancı yatırımcı şirketlere Çinli yerel ortak zorunluğu getirmesi, şeffaf olmayan sübvansiyonlar sağlaması, ticari sırların hırsızlığına göz yumması ve ihracat sınırlamaları Amerika'nın uzun şikâyet listesindeki pratiklerdendi. Biden dönemindeki ihracat sınırlamaları ve Trump yönetiminin Intel'in ortaklığına soyunması gibi bazı adımlar ise artık Amerika'nın da serbest piyasa kurallarını açıkça ihlal etmekten çekinmediğini gösteriyor.
TEŞVİKTEN HİSSEDARLIĞA
Trump yönetiminin federal devleti Amerika'nın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olan ancak son yıllarda finansal zorluklar yaşayan Intel'in %10 ortağı haline getirmesi, kamu-özel sektör iş birliğini 'teşvik' bağlamından çıkararak 'ortaklık' düzlemine taşıması açısından bir kırılma noktası teşkil ediyor. Biden döneminde geçirilen CHIPS yasasıyla Amerikan çip üreticilerinin desteklenmesi hedeflenmişti. Trump yönetimi bu desteğin fiilen sermaye payına dönüştüğü bir modelin kapısını aralıyor. Bu adım, federal devletin ulusal güvenlik açısından kritik gördüğü sektörlerde sadece düzenleyici değil yatırımcı da olması anlamına geliyor. Finansal kriz dönemlerinde devletin verdiği destek karşılığında şirketlerin yönetimlerinde devletin kredisi geri ödenene kadar söz sahibi olması pratiğinden farklı olarak, devlet Intel'in sürekli bir ortağı haline gelmiş olacak.
Özellikle Cumhuriyetçilerin savunduğu serbest piyasa merkezli muhafazakâr ekonomi modeline tezat teşkil eden bu adımın farklı sektörlerde de atılabileceği belirtiliyor. Ticaret Bakanı Howard Lutnick'in savunma sanayiindeki Lockheed Martin gibi yüklenici firmalardan hisse alınmasının kabinede ciddi biçimde tartışıldığını söylemesi, Intel örneğinin istisna olmayacağına işaret ediyor. Savunma sanayiinde mevcut düzende Boeing ve Lockheed gibi dev firmaların büyük kazanç sağladığı yönündeki eleştiriler devletin alıcı rolünden hissedar rolüne geçişini meşrulaştıran tezlerin öne çıkmasına zemin hazırlıyor. Savunma şirketlerinin en büyük müşterisi federal devlet olduğu için devletin ortak haline gelmesi fazla yadırganmayabilir ancak savunma önceliklerini belirleyen devletin aynı zamanda yüklenici firmanın ortağı haline gelmesinin yaratacağı riskler de azımsanamaz.
Federal devletin özel sektörle ilişkisinin doğasının değiştiğine ilişkin en güçlü sinyallerden biri de Trump yönetiminin NVIDIA ve AMD'nin çip ihracatına lisans verme karşılığında bu şirketlerin ihracatından %15 pay alınacağını açıklaması oldu. Daha önce Japon firması Nippon Steel'in U.S. Steel'i satın almasına federal hükümetin 'altın hisse' alması karşılığında izin veren Trump, ulusal güvenlik açısından kritik gördüğü sektörlerde devletin sadece regülatör değil şirket ortağı olarak da rol oynayacağını göstermiş oldu. Her ne kadar bu sektörlerin ulusal çıkarlar açısından kritik sektörler olarak tanımlanması belli bir meşruiyet zemini sağlasa da devletin özel şirketlerin doğrudan hissedarı haline gelmesinin Amerika'nın liberal serbest piyasa anlayışına ters
olduğu açık.
DEVLET KAPİTALİZMİNE DOĞRU
İlk başkanlık döneminde de olduğu gibi özel şirketlere tedarik zincirini Çin'den uzaklaştırmaları yönünde baskı yapan Trump, devletin serbest piyasa koşullarına çok daha fazla müdahale edeceğini gösterdi. Ek gümrük tarifeleri, özel şirketlerin satışlarından pay alma ve bu şirketlere devletin ortak olması gibi adımlar, Amerikan devletinin artık minimalist ve tarafsız bir regülatör rolüne razı olmayacağının habercisi. Cumhuriyetçilerin hep gururla bahsettikleri federal devleti küçülten Reagan ekonomisinden kesin bir kopuşu temsil eden bu anlayış, korumacılığın ötesine geçerek devletin serbest piyasada kazanan ve kaybedenleri belirlemedeki rolünü artıracak nitelikte. Kritik sektörlerde devletin rol üstlenmesi kapasite inşasını hızlandırabilir ancak devletin seçici müdahale riski de az değil.