Yurttaşa düşen hep zam ve vergi

Her krizde aynı reçete: yatırımcıya vergi indirimi, vatandaşa zam ve ücret baskısı—bu tercih gerçekten değişemez mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 1994'ten bugüne Türkiye'nin peş peşe yaşadığı ekonomik krizlerde uygulanacak çözümlerin değişmediğini; krizin maliyetinin her zaman topluma yüklenirken yatırımcı ve ihracatçıların korunduğunu savunuyor. Merkez Bankası yetkilisinin "ücretleri düşük tutun" tavsiyesine karşı, asgari ücrette yaşayan çalışanların temel ihtiyaçları karşılayamadığını belirtarak IMF reçetelerinin özünü sorguluyor. Peki, krizin yükünü dağıtmanın başka yolları var mı yoksa bu sistem kaçınılmaz mı?

5 Nisan 1994... Türkiye'nin yakın tarihinde peş peşe yaşanan krizlerden birinin yıldönümüydü dün. 32 yıl önceyi hatırladım.

Bütçe her zaman olduğu gibi açıktı, döviz yükseliyordu, sıcak parayla gelen sermaye çıkışı hızlanmıştı. Başbakan Tansu iller'in "beynimin yarısı" dediği Hazine Müsteşarı Osman Ünsal Japonya'ya para bulmaya gitmişti.

Ardından 2001 krizi ve hâlâ devam eden 2021 krizi...

Siyasi aktörler değişti. 1994'te Tansu iller, 2001'de Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli, bugün ise Recep Tayyip Erdoğan var.

Krizlerden çıkış için önümüze konan reçete ise değişmiyor:

Devalüasyon, zam, faiz ve vergi artışı. Kamu harcamalarında -güya- kesinti, özelleştirme...

Bunca senedir temcit pilavı gibi söylenen "yapısal reformlar" hep havada kaldı. Üretim yapısı, gelir dağılımı, vergi adaleti gibi başlıklar sürekli ertelendi.

Ancak "acı reçete" denilen uygulamalarda değişmeyen tek bir tercih var:

Krizin yükünü topluma yıkmak...

Türkiye iki yıldır Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek öncülüğünde bir acı reçete uyguluyor. Bu reçetenin de kararlı olduğu tek başlık var:

Ücretleri baskılamak, enflasyonla mücadeleyi vatandaşın sırtına yüklemek.

'PETROL 150 OLUR MU' KAOSU

Bugün tabloyu ağırlaştıran yeni bir durum söz konusu: Savaş. Ortadoğu'da büyüyen gerilim, petrol fiyatları üzerinden ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Küresel piyasalarda petrolün varil fiyatının 150 dolara çıkabileceğine dair senaryolar konuşuluyor.

Türkiye gibi enerjiye bağımlı bir ekonomi için bu artış, yalnızca ithalat faturasının kabarması anlamına gelmiyor. Kur baskısı, enflasyon ve hayat pahalılığı zincirleme biçimde büyüyor.

Enerji maliyeti yükseldiğinde ulaşım zamlanıyor, gıda fiyatları ve kiralar yükseliyor. Ekonomi baştan sona yeniden fiyatlanıyor. Zaten daha şimdiden başladı.

AKP'nin bu kabus karşısında yol haritası ise şaşırtıcı değil. Açıklamalar gösteriyor ki yatırımcıya, ihracatçıya destekler yolda. Vatandaşa ise yine zam ve vergi artışı düşüyor.

Gelirlerde artış hiç gündemde değil. Aksine artmayacağının sinyali Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay'ın geçen hafta muhabir arkadaşım Elif Özge Yalçın'a söylediği şu sözlerde yatıyor: "Ücretlere düşük nominal artış verdiğinizde beklentiyi düzgün yönetirseniz reel ücret artabilir. Ama inandırıcılığınızı yitirirseniz asgari ücreti yukarı basayım da işçi kurtulsun demek dünyanın en kötü kararıdır."