Yazara göre ABD-İran savaşının petrol fiyatları yoluyla Türkiye'ye yansıması, hükümetin sosyal destek paketleri yerine piyasa mekanizmasını tercih etmesiyle kriz derinleşiyor. Diğer ülkelerin çiftçi, taşımacı ve düşük gelirli kesimler için aldığı kapsamlı önlemler Türkiye'de hala bekleniyor. Sosyal korumanın olmaması, maliyet artışlarını doğrudan haneye yüklediğinde en kırılgan kesimler ağır vuruluyor; peki bunu sadece "hükümetin sesini duymamak" yerine, hangi ekonomik tercihlerle açıklanabilir?
Ortadoğu'da yükselen her gerilim, Türkiye'de mutfak yangınına dönüşüyor. ABD ile İran arasında tırmanan savaş riski de öyle oldu. Henüz sıcak çatışma derinleşmeden bile petrol fiyatları yükseldi, taşımacılık maliyetleri arttı, gıda zinciri sarsıldı.
Vatandaş krizin bedelini şimdiden ödemeye başladı. arşı pazar şimdiden zam yağmuruna tutulmuş durumda. Anlaşma ihtimalinin azalması ise geleceğin karanlığını gösteriyor.
Dünyanın birçok ülkesi ise daha ilk anda "Bedeli kim ödeyecek" sorusuna yanıt verdi. Savaşın başladığı 28 Şubat 2026'dan itibaren yaklaşık bir ay içinde en az 60 ülke olağanüstü önlemler aldı, yaklaşık 200 politika açıklandı.
Hindistan'dan Tayland'a, Güney Kore'den Avrupa'nın çeşitli ülkelerine kadar geniş bir coğrafyada hükümetler akaryakıtı sübvanse etti, artan maliyetin bir kısmını devlet üstlendi. Bazı ülkeler bununla yetinmeyerek doğrudan fiyat tavanı uygulamasına gitti ve şirketlerin zam yapma sınırını belirledi.
Savaşa karşı en kapsamlı paketlerden biri İspanya'dan geldi. Sosyalist başbakan Pedro Sanchez, 5 milyar Avroluk önlem paketini "üretken sektörleri ve en kırılgan kesimleri korumak" amacıyla açıkladı. Paket kapsamında taşımacılar, çiftçiler, besiciler ve balıkçılar için doğrudan yakıt sübvansiyonu sağlandı; elektrik vergileri düşürüldü. Ayrıca tüm enerji türlerinde KDV yüzde 21'den yüzde 10'a indirildi.
Güneydoğu Asya'da ise ithal yakıta bağımlılık nedeniyle en sert tasarruf önlemleri devreye alındı. Avustralya, "Ulusal Yakıt Güvenliği Planı" kapsamında yakıt tüketim vergisini yüzde 50 düşürdü ve kamyon yol kullanım ücretlerini üç ay askıya aldı.
Birçok ülkede düşük gelirli kesimlere nakit destekler, enerji yardımları ve doğrudan transferler devreye sokuldu. Yani devletler, krizin yükünü tek başına vatandaşın üzerine bırakmamak için devreye girdi.
Türkiye'de ise tablo daha farklı ilerliyor.
Akaryakıt fiyatları büyük ölçüde uluslararası piyasalara ve döviz kuruna bağlı. Üzerine eklenen yüksek vergilerle birlikte fiyat artışları neredeyse otomatik hale gelmiş durumda. Petrol yükseldiğinde ya da kur arttığında bu artış doğrudan pompaya yansıyor.
Türkiye uzun süredir yüksek enflasyon, kur baskısı ve gelir erimesi sarmalı içinde. Böyle bir zeminde dış kaynaklı bir şok, örneğin bir savaş, etkisini katlayarak gösteriyor. Petrol fiyatındaki her artış zincirleme bir maliyet dalgasına dönüşüyor ve bu dalga en çok sabit gelirliyi vuruyor.
Bugün dünyada iki farklı yaklaşım netleşmiş durumda. Biri sosyal devlet refleksiyle fiyat artışını bütçeden karşılayarak vatandaşı koruyan model. Diğeri ise piyasa mekanizmasına daha fazla alan tanıyan ve maliyetin doğrudan tüketiciye yansımasına izin veren model.

18