İstanbul'un Anadolu Yakası'na ve Marmara Denizi'ne bakan çam ormanlarının arasında, yıllardır ölüme terk edilmiş bir yapı duruyor: Heybeliada Sanatoryumu.
Bir zamanlar verem (tüberküloz) hastalarının şifa bulduğu bu hastane, Türkiye'nin sağlık tarihinin ve toplumsal belleğinin en önemli tanıklarından biri.
Yıllardır yeniden sağlık işlevi kazandırılması için mücadele edilen yapı, mayıs ayında Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın da onayıyla Diyanet İşleri Başkanlığı'na devredildi. Bu devirle birlikte sanatoryumun geleceğine ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi.
Önceki akşam Burgazada'da gösterilen "Sağlıkta Hafıza Mekânları: Heybeliada Sanatoryumu" belgeselini izlerken aslında unutulmaya terk edilen en önemli kamusal miraslarımızdan biriyle yeniden karşılaştım.
Sanatoryum, Cumhuriyet henüz bir yaşındayken 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla kuruldu ve Türkiye'nin ilk verem hastanesi olarak hizmet vermeye başladı.
İsviçre'deki sanatoryumlar örnek alınarak tasarlanan hastane, dönemin en modern sağlık kurumlarından biriydi. Veremin "ince hastalık" olarak anıldığı, antibiyotiklerin henüz bulunmadığı yıllarda tedavinin temel unsurları temiz hava, güneş, dinlenme ve iyi beslenmeydi. Bu nedenle hastane için çam ormanlarıyla çevrili Heybeliada seçildi.
Ancak Heybeliada Sanatoryumu yalnızca hastaların tedavi edildiği bir kurum değildi. Türkiye'nin ilk göğüs cerrahisi uygulamaları ve ilk kapsamlı röntgen incelemeleri burada gerçekleştirildi. Dünya Sağlık Örgütü tarafından eğitim ve araştırma merkezi olarak kabul edilen hastane, uzun yıllar göğüs hastalıkları alanında ülkenin en önemli referans kurumlarından biri oldu. Burada tedavi gören hasta sayısı yüz binleri buldu.
Gösterime katılan tıp tarihçisi Prof. Dr. Fatih Artvinli'nin de vurguladığı gibi Heybeliada Sanatoryumu yalnızca bir sağlık kurumu değil, Cumhuriyetin kamucu sağlık anlayışının somutlaştığı bir hafıza mekânı.
Artvinli, yıllar içinde yalnızca binanın değil, belleğinin de yok edilmeye çalışıldığını söylüyor.
Hastalara ait dosyalar, laboratuvar kayıtları, fotoğraflar, tıbbi belgeler ve yaklaşık 5 bin 280 kayıtlı esere sahip kütüphaneden bugün geriye neredeyse hiçbir iz kalmadı. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın sanatoryuma bağışladığı kitapların bile akıbeti bilinmiyor.
İstanbul Tabip Odası'nın hazırladığı belgesel de tam bu noktaya dikkat çekiyor. Belgesel yalnızca terk edilmiş bir binayı değil; Cumhuriyetin halk sağlığı politikalarını, veremle mücadele tarihini ve unutulmaya yüz tutan ortak belleği kayıt altına alıyor. Fatih Artvinli'nin yıllardır sürdürdüğü çalışmalarla birlikte düşünüldüğünde ortaya çıkan ortak çağrı açık: Heybeliada Sanatoryumu korunmalı ve yeniden toplum yararına kullanılmalı.
HALK SAĞLIĞI KAMPÜSÜ OLSUNDiyanet İşleri Başkanlığı daha önce alanda eğitim ve din hizmetlerine yönelik bir kompleks kurulacağını açıklamıştı. Ancak son projeye ilişkin kamuoyuna ayrıntılı bir bilgi verilmedi.

25