Yakamızı bırakmayan yoksulluk ve siyasetin ali cengiz oyunları

24 yıllık bir iktidar dönemi... Dile kolay, çeyrek asra merdiven dayamış bir zaman dilimi. Bu süreçte ne fırtınalar koptu, ne badireler atlatıldı, ne krizler "teğet geçti" denilerek bir şekilde geride bırakıldı. Evet, siyasi krizler çözüldü, askeri ve diplomatik dönemeçler sıkıntılı da olsa dönüldü ama gelin görün ki bu necip milletin yakasını bir türlü bırakmayan, her geçen gün daha da derinleşen o devasa badire bir türlü atlatılamadı: Yoksulluk! Maalesef, yoksulluk bu toprakların kaderi haline getirilmek isteniyor ve alabildiğince can yakmaya devam ediyor. Yine bir Temmuz ayı geldi, yine aynı sahneler, aynı nakaratlar... Emekliye, işçiye, memura, engelliye verilecek zamlar haftalarca tartışıldı, konuşuldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında sert tartışmalar, kürsü yumruklamalar izledik. Ama ne yazık ki perde kapandığında sahnelenen oyun yine değişmedi. Karşımızda yine o meşhur "Ali Cengiz oyunu" vardı. Her yılın Haziran (6. ay) ve Aralık (12. ay) aylarında adeta bir mucize gerçekleşiyor! Ne hikmetse, yılın diğer aylarında alev alev yanan enflasyon, tam da memurun ve emeklinin zam oranı belirleneceği ay birdenbire sönüyor, hatta 0,90 gibi komik seviyelere çekiliyor. Çarşıya çıkıyorsunuz yangın yeri; pazara gidiyorsunuz fileler boş; ama TÜİK'in sihirli değneği enflasyonu sıfırlayıveriyor. Bu durum, açık ve net söylüyoruz; emeklinin, işçinin, memurun cebinden helal hakkının çalınmasıdır. Kul hakkıdır. İnsan, sormadan edemiyor: TÜİK bu vebalden, bu milyonların ahından nasıl kurtulacak Tabii işin asıl acı tarafı, TÜİK'tekilerin de birer memur olduğu ve yukarıdan gelen emirleri harfiyen uygulamak zorunda kaldıkları gerçeğidir. Emir demiri, adaletsizlik de milyonların hakkını kesiyor!

Kendi vatandaşına, emeklisine, engellisine üç kuruşu reva görmeyenler, iş uluslararası arenalara, şatafata, NATO toplantılarına geldiğinde muslukları sonuna kadar açmaktan geri durmuyorlar. İsrafın bini bir para! Bugün en düşük emekli aylığı, yapılan son düzenlemelerle 23.552 TL oldu. Şimdi bu kürsülerden haykıranlara, "dünya lideriyiz" masalları anlatanlara soruyoruz: Bu para, bugün küresel sermayenin ve emperyalizmin sembolü olan Donald Trump'a sunulan tek bir öğle yemeğinin masrafını karşılar mı Gelelim toplumun en kırılgan kesimi olan engellilerimize... %40-69 arası engelli oranı olan vatandaşımızın aylığı 5.103 liradan güya müjdeyle 5.793 liraya yükseldi. %70 ve üzeri olanlarınki ise 7.655 liradan 8.689 lira oldu. Soruyorum size; bu komik rakamlar, o kibir abidesi Trump'ın bir günlük çay, kahve masrafına yeter mi

Toplumun ne hale düştüğünün en bariz, en iç acıtıcı örneğini sokaklarda görmüyor muyuz "Geri dönüşüm" adı altında, elinde çuvallarla, çöplerden topladığı bir plastik şişeyi otomatlara atıp karşılığında 1 lira kazanmak için kuyruğa giren yaşlılarımızı, kadınlarımızı görmüyor musunuz İşte vizyon diye sunduğunuz, işte bizi taşıdığınız o muasır medeniyet seviyesi maalesef budur!

Dünya lideri diye lanse edilen, ancak mazlum coğrafyalarda kan ve gözyaşından başka bir şey bırakmayan ABD liderlerinin yoksulluktan anlamadığını, emperyalizmin zulmünü zirveye çıkardığını zaten her izanın, her vicdanın sahibi biliyor. Gurur, kibir ve egoları tavan yapmış bu figürler, artık insanlığın ortak mirası olan spora bile el atıp orayı da berbat ediyorlar. Hatırlayın; ABD ile Bosna Hersek arasında oynanan o meşhur maçta, ABD'li bir oyuncu kırmızı kart görmüştü. Trump ne yaptı Hak, hukuk, adalet dinlemeden hemen FIFA yetkililerini aradı, nüfuzunu kullandı ve o kart cezasını tam 1 yıl erteletti! Sırf bir sonraki Belçika maçında oynayabilsin diye. Peki ne oldu Sporu kendi siyasi çıkarlarına, mafyatik emrivakilerine göre dizayn etmek isteyenlere tokat gibi bir cevap geldi. Belçika sahadan galip ayrılarak bunlara güzel bir ders verdi ve cezayı kesti. İlahi adalet tecelli etti. İnşallah bu durum, spora ve hukuka tahakküm etmek isteyen tüm güç odaklarına ibret olur da ders alırlar.