Siyasetteki yozlaşma ve toplumun kanıksadığı sessizlik

Siyaset, en yalın tanımıyla halka hizmet etme, adaleti tesis etme ve toplumun refahını artırma sanatıdır. Ancak günümüzde bu kavram, asli amacından saparak bambaşka bir kimliğe bürünmüş durumda. Eğer siyaset; iktidara yakın olunduğunda paçayı kurtarmanın, yapılan yolsuzlukları, arsızlıkları ve hırsızlıkları örtbas etmenin bir aracı haline gelmişse buna lanet olsun! Eğer siyaset, hakkın ve haklının yanında durmak yerine haksızlığa, hukuksuzluğa sürekli prim veriyorsa buna da lanet olsun!

Son dönemde şahit olduğumuz manzaralar, siyasi ahlakın ne derece sarsıldığını açıkça gözler önüne seriyor. Seçmenin iradesiyle, bin bir emek ve umutla belli bir parti çatısı altında meclise gönderilen milletvekillerinin veya belediye başkanlarının kolayca parti değiştirmesi, aslında kendilerine oy veren insanlara yapılmış açık bir ihanettir. Ancak ne yazık ki bu durum o kadar olağan hale getirildi ki, toplum adeta bir tepkisizlik sarmalına çekildi. Yanlışlar kanıksandı, skandallar normalleşti, toplum monoton ve duyarsız bir ruh haline sürüklendi.

Gözlerimizin önünde cereyan eden tabloya baktığımızda, usulsüzlüklerin ve etik dışı davranışların boyutunun artık sınır tanımadığını görüyoruz. Tırlar dolusu paraların yurt dışına kaçırıldığı iddiaları, her geçen gün derinleşen ekonomik kriz, mutfaktaki yangın ve kontrol edilemeyen enflasyon belimizi bükmeye devam ediyor. Yoksulun ve fukaranın altında ezildiği bu düzen; uyuşturucu salgınının sokaklara kadar inmesi, okullarda şiddetin tırmanması ve her gün bir yenisine uyanmak zorunda kaldığımız kadın cinayetleriyle daha da karanlık bir hal alıyor. Tüm bu toplumsal ve ekonomik tahribatın, Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin yürürlüğe girmesinden sonra zirve noktasına ulaşması tesadüf değildir.

Sistem, vatandaşın refahını ve huzurunu temin etmekte yetersiz kalırken; gerçek sorunların üzeri ancak yoğun bir hamaset söylemiyle kapatılmaya çalışılıyor. Dış politikanın, iç siyasette oy toplama aracına dönüştürülmesi; toplumun milli ve manevi değerlerinin fütursuzca istismar edilmesi sıradan bir uygulama haline geldi. Ülkeyi yönetenlerin, sırf koltuklarını koruyabilmek ve yeniden seçilebilmek adına başvurduğu Ali Cengiz oyunları yetmezmiş gibi, kendi yetki ve görev alanında olmayan bakanların dahi doğrudan siyasi polemiklere girip seçim propagandası yürütmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Normal şartlarda sert bir toplumsal reaksiyonla karşılanması gereken bu durumlar, ne yazık ki derin bir sessizlikle karşılanıyor.