Gözü, kulağı gündemin curcunasında, aklı ise kendi hesabında olan bir siyasete ve topluma dert anlatmanın beyhudeliğini hissettiğimiz bir dönemin tam ortasındayız.
Yarın 15 Ekim... Yine bir Beyaz Baston Dünya Görme Engelliler Farkındalık Günü daha gelip çattı. Şöyle bir geriye dönüp bakıyoruz; geçen yıl bu vakitler kamuoyuna, iktidara, yerel yönetimlere neler söylemişiz, nelerin altını çizmişiz diye... Ne acıdır ki aradan koca bir yıl geçmesine rağmen dertler aynı, sorunlar aynı, ilgisizlik aynı. Sorunlar adeta yumak olmuş, katlanarak büyümeye devam ediyor.
Peki, biz kime ne anlatacağız Kimden ne bekleyeceğiz
Bakıyorsunuz memleketin gündemine; iktidarıyla muhalefetiyle herkes öyle bir kendi derdine düşmüş ki Türkiye'nin tüm enerjisini, tüm vaktini meşgul ediyorlar. Memlekette adeta bir "senin hırsızın, benim hırsızım" tiyatrosu oynanıyor. Kimin ne kadar götürdüğü, bu işlerin elebaşlarının kimler olduğu, ucunun siyasi yelpazede kimlere kadar dokunduğu koca bir "muamma"...
Kürsülerden, televizyon ekranlarından tıpkı halk ozanlarının atışması gibi birbirlerine nazire yapıyorlar. Ama ne yazık ki bu atışmalarda ne kul hakkı kalıyor ne Allah korkusu ne de haram-helal duygusu... Herkes kendi şaibesini örtmenin, kendi adamını kurtarmanın peşinde. İşi kurcalayan, gerçeğin peşine düşen gazeteci ya da dürüst vatandaş mı var Hemen ceza kılıcı tepesinde sallanıyor.
İşte bu bencil karmaşanın, bu doymak bilmeyen hırsların ve siyasi gürültünün içerisinde; biz kalkıp da Beyaz Baston'un hayati önemini, görme engellinin kaldırımdaki hakkını, otobüsteki çilesini kime, nasıl anlatacağız
Sarı dokunmatik çizgilerin üzerine park edilen lüks araçları, esnafın işgal ettiği kaldırımları, göz göre göre açılan çukurları, çalışmayan sesli sinyalizasyonları anlatmaya kalksak; "Bize ne, bizim daha büyük dertlerimiz var" diyecek haldedirler. Yerel yönetimler iki süslü laf edip fotoğraf çektirmekten öteye geçmez, iktidar ise bütçeyi bahane eder.
Onun için dostlarım, değerli görme engelli kardeşlerim;

12