Eskiler bilir; Kurban Bayramı yaklaşırken havada sadece kurbanlık kokusu değil, bir ay öncesinden başlayan bir huzur ve sevinç rüzgârı eserdi. Memlekete gitme telaşı tatlı bir heyecan, akraba ziyareti bir borç, komşu kapısını çalmak ise gönüllere şifaydı. Sıla-i rahim, inancımızın ve kültürümüzün sarsılmaz bir kalesiydi. Peki, bugün ne haldeyiz Maalesef bugün, önümüzdeki tablo içimizi aydınlatmıyor, aksine karartıyor.
Eskiden gurbet türküleri, kilometrelerce uzakta olup da sılaya kavuşamayanlar için yakılırdı. Şimdilerde ise yoksulluk insanımızı öylesine aciz bıraktı ki, vatandaşımız kendi memleketinde "ahh gurbet" diye iç çekiyor. Uçağı hayal etmek zaten lüks oldu, otobüs biletleri bile artık cepleri değil yürekleri yakıyor. Dört kişilik bir ailenin bayramda ana ocağına gitme hesabı, bir asgari ücreti yutup gidiyor. İnsanlar, yoksulluk kıskacında evine hapsolmuş durumda.
Peki, bu karamsar tablonun müsebbipleri ne âlemde Bir yanda ülkeyi bu hale getiren iktidar, diğer yanda "ben gelince düzelteceğim" diyen ama umut olmaktan fersah fersah uzak ana muhalefet... Yaşananlara baktığımızda ne iktidarın ne de muhalefetin attığı adımlar yenilir yutulur cinsten değil.
Milletimiz artık gerçekleri görüyor. Senaryoyu yazanlar ile oynayanların aslında aynı sahnede, farklı rollerde olduğunu feraset gözlüğüyle fark ediyor. "Bunlardan hayır gelmez" diyenlerin oranı rekor düzeylere ulaştıysa, bu kimse için şaşırtıcı olmamalı. Halk, bu iki kutuplu tiyatrodan artık sıkıldı.
Şimdi sormak lazım: Çare ne Çare, ne o ne bu diyerek tıkanan damarları açacak olan "Üçüncü Yol"dur. Bu yol, sadece bir alternatif değil; Adil Düzen, Yaşanabilir Bir Türkiye, Yeniden Büyük Türkiye ve nihayetinde Yeni Bir Dünya idealidir. Yani Millî Görüş'ün kendisidir. Artık kaybedecek bir saniyemiz bile yok. Yoksulun, dar gelirlinin ve engellinin bayramının "gerçek bir bayram" olabilmesi için bu yolda ter dökmek, ilgili siyasi kadroların boynunun borcudur.

4