Servetin kaynağı

Toplumsal ilişkinin birey(ler) nazarında ve toplum içinde belirgin, hatta imrendirici statü, yani konum ve etki sağlar bir düzey oluşturması gibi niteliğe dönüşmesi, sadece manevi değil maddi kazanımların elde edilmesi tarzında da kendini gösterebilir. Özellikle manevi anlamda daha açıklayıcı olması ve somutlaştırmak için siyaset alanında faaliyette bulunmuş, bulunmakta olan bazı kişileri zikretmek yerinde olur diye düşünülebilir. Elbette farklı bakış açıları, yaklaşımları, değerlendirmeleri, yorumları ve yargıları saklı tutarak, Ferruh Bozbeyli, Ahmet Tekdal, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan, en azından benim hatırıma gelen ilk adlar olmaktadır. Bu adlara halen yaşayan Ahmet Davutoğlu'nu da eklemek yerinde olur. Ferruh Bozbeyli, '70'li yıllarda Süleyman Demirel'in iktidarda olduğu süreçte ortaya çıkan siyasi çekişmelerde toplumsal sağduyuyu ve kamu yararını gözeten bir tavır sergilemişti. Onun düşünce ve değerler dünyasının oluşumunda rahmetli Rahmi Eray ve Nurettin Topçu'nun katkılarının bulunduğunu bugün daha iyi anlamak mümkündür. Hatırlatma kabilinden Nurettin Topçu'nun "Millet Mistikleri" (yayına hazırlayanlar: Ezel Erverdi-İsmail Kara, Dergâh Yayınları, 7. Baskı, İstanbul 2022) başta olmak üzere diğer eserlerine bakılabilir.

Bülent Ecevit hakkında "ne yer, ne yedirir" şeklinde kamuoyunda yerleşmiş niteleme, bir siyasi mücadele içinde olmuş bir siyasetçi bakımından erdemli bir tutum olarak yadsınamayacak bir tanımlama sayılmalıdır.

Necmettin Erbakan'ın siyaset alanına yönelmesi, bu alanda giriştiği mücadele ve karşı karşıya kaldığı engeller çok yönlü araştırmalara, sorgulamalara, yorumlara ve değerlendirmelere açık bir sorun olarak durmaktadır. Bu gereği hatırlatması bakımından Necmettin Erbakan'ın "Davam" (Milli Gazete Ankara Kitap Kulübü, Ankara 2013) adlı derleme yanında Milli Gazete'nin "İnsanlık İçin Çalışan Adam: Prof. Dr. Necmettin Erbakan" başlığı altındaki ek yayınını zikredebiliriz.

Bu bağlamda servetin kaynağının siyaset alanı olarak görülmesi, özellikle bu amacı gerçekleştirme yönünde anlaşılıp algılanması, öncelikle siyasetin vazgeçilmez değer kaynağı olan ahlâkı, dolayısıyla erdemi başlı başına bir sorun haline dönüştürür. Gerçekten siyaset ahlâkı, erdemi kendi anlam bütünlüğü içinde tanımamaya veya yanlış, görünüşte anlamlar yükleyerek uygulamaya yönelirse, hem ahlâkın, hem erdemin içini boşaltmak, hem de siyaseti yozlaştırıp çürütmek tutumuyla karşı karşıya kalır, kalmaktadır da. Bu durumda belli bir servet sahibi olmak, sadece bireysel hayatlara, imkânlara, niteliklere değil, toplumsal hayata ve toplumu oluşturan değerlere de karşı olmak seçeneğiyle ortaya çıkar. Bireyin ve toplumun güvenliği böyle bir servet bakımından tehlike şekline dönüşür ve normal yollardan elde edilen servetler de ihraz, hatta ahz-u kabz edilmeye başlanır. Adalet ise, gücün, kuvvetin kaçınılmaz bir hakkı olarak tanımlanır ve uygulamaya bu niteliğiyle aktarılır. "Harun gibi gelip Karun olmak" sözde bir ironiye dönüşür. Özellikle "tek yüzükle gelmek" bir tuluat söylemine çevrilerek ikiyüzlülüğün gerekçesi yapılabilir.