Hüsrev Hatemi için

Bir hekim-şair, tıp biliminin feragat ve sevgi erdemlerine bağlı kalarak sanat ve bilimi birleştirdiğinde, bu çift kimlik gerçekten istisnaî bir değer mi, yoksa çağdaş aydında olması gereken temel nitelik değil mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Prof. Dr. Hüsrev Hatemi'nin ölümü nedeniyle, tıp biliminin ahlaki erdemleri (feragat, özveri, sevgi, saygı) ile aydın kimliğini (önyargısız, bilgili, ufuk açıcı) birleştiren bir kişiliğin önemini vurgular. Hatemi örneğinde, bilim ve sanatın ancak bu erdemlere bağlı kalınırsa gerçek işlevini yapabileceğini savunur. Peki, bu erdemlere sahip olmak bir istisna mı, yoksa bilim insanı ve aydından temel olarak beklenecek nitelikler değil mi?

Kimi insanlar, ilk karşılaşmada veya tanışmada, hemen dikkati üzerinde toplamasalar da duruşlarıyla, davranışlarıyla kendiliğinden güven verirler. Sanki onunla yıllar önce karşılaşılmış, tanışılmıştır, ama kısa bir aralıktan sonra yeniden buluşulmuştur. Araya giren kesintiler bir an önce birlikte olabilme duygusunu güçlendirmiştir ve imkân veren buluşma duyarlığınızı yoğunlaştırmıştır. Onunla ilk karşılaşmanız ve tanışmanız, yeniden buluşmanızın içinde eriyip gitmiştir ve adeta daima her zaman birlikte olduğunuz duygusunu güçlendirmiştir. Belki de, o zamana kadar aslında kısa süreler içinde, çeşitli nedenlerle ve belirli ortamlarda bir araya gelmişsinizdir. Böyleyken ona olan güven duygunuz yerli yerindedir.

Böyle bir kişiliğe ve o kişiliğin benzer belirgin niteliğine sahip olan bir kimsenin sanatçı bir kişilik olması, başlı başına bir değer ve özellik sayılmalıdır. Can emanetini birkaç gün önce asıl sahibine teslim eden Prof. Dr. Hüsrev Hatemi söz konusu niteliklere sahip bir insandı. Bir yönüyle bir bilim insanıydı. İlgili bilim alanı insan, toplum, kültür ve uygarlık olgularının oluşmasında, gelişmesinde farklı işlevlere sahip tıp bilimiydi. Geleneksel anlayışlarda (Doğu'da ve Batı) tıp bilimi yanında hukuk ve din bilimi ana damar olarak görüle gelmiştir. Bu yüzden olumlu niteliklerine karşı olumsuz kullanımları da tarih boyunca gözlemlenebilir. Genel olarak bilim, belli erdemleri içkin olmakla birlikte, başta tıp olmak üzere, hukuk ve din bilimi birtakım erdemlere sahip olunmadan ve bunların gereği yapılmadan gerçek mahiyetlerini, amaçlarını, işlevlerini yerine getiremezler. Bu bağlamda Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, mensubu olduğu tıp biliminin gereği olan feragat, özveri, sevgi ve saygı erdemlerine bağlı bir hekim kimliğini ortaya koymuştur.

Öte yandan Hüsrev Hatemi, sanatçı bir kimliğe de sahiptir. Fakat bu sanatçı kimlik, öncelikle şair kimliğini içkin olmakla birlikte, bir aydın kimliğini de temsil etmektedir. Fakat bu aydın kimlik, önyargılardan kaçınan, ilgili olan bilgi alanlarının sorunlarına, tarihine, işlevine, amacına uygun bir donanıma gerek duyan bir kimlik olarak Hüsrev Hatemi de kendini göstermiştir.

Bir örnek olarak "Hoşça Bak Zatına" (İşaret Yayınları, İstanbul 1989) adlı kitabında "Türk Edebiyatında Mimari" başlıklı yazısında mimarinin Türk edebiyatına yansıyışını "mekân" kavramı temelinde çözümlemesi ufuk açıcı bir niteliğe sahiptir. Kitabın başlığı Şeyh Galib'in "Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen" ile başlayan şiirinden esinlenmiştir. Şöyle başlıyor yazı: