Taciz, ifşa, hukuk, adalet

Ama, fakat, lakin, ancak yok. Taciz tacizdir ve oluşma şartları bellidir. Birine rızası dışında yöneltilen ve onun huzurunu, güvenliğini, onurunu veya özgürlüğünü zedeleyen ısrarlı, rahatsız edici, istenmeyen davranış ve fiillerin alayı tacizdir. Bu tanımda böylece anlaşmazsak tacize uğrayan insanlarla gerekli empatiyi kuramayız. Onları anlayamayız.

Cinsel tacizi alalım ele. Kadın ya da erkek zil zurna sarhoş olsa… Kadın ya da erkek muhatabının karşısına çırılçıplak çıksa… Kadın ya da erkek bir noktaya kadar olan bitene rıza gösterse… Biri diğerini evine davet etmiş olsa… Sonuç değişmez. Taraflardan birinin "rızasının dışında" bir şey gelişiyorsa o buz gibi tacizdir. Burada "rahatsız edicilik" ve "ısrar" iki kaçınılmaz ölçüttür.

İş yerinde tacizi alalım ele. İş arkadaşın gün içinde sana yakın davransa… Sorularına nizami ve fazladan cevap verse… Hatta iltifatlarını belli oranda toleransla karşılasa… Sonuç değişmez. "İş çıkışı kahve içelim mi" teklifine ret cevabı almana rağmen ısrar ediyorsan ve bu ısrarın muhatabını rahatsız ediyorsa bu buz gibi tacizdir. Hele hele sen yönetici, patron, makam sahibi isen bu katmerli tacizdir.

Doğrudur. Türkiye Cumhuriyeti'nin taciz konusundaki yasaları çok açık ve dünya standartlarındadır. Ve yine doğrudur. Türkiye'de hukuk, yapısal olarak epey geç işleyen, sonuç alması bazen zor, bazen imkânsız bir mekanizmadır. Sadece taciz durumlarında değil, açık cinayetlerden uyuşturucu davalarına kadar böyledir bu. Dolayısıyla tacize uğradığını düşünen biri bazen çareyi kendisini taciz ettiğini düşünen insanı ifşa etmekte bulabilir ve bunu son çıkış olarak görebilir.

Fakat lütfen dikkat. Birisinin taciz olarak tanımladığı şey hukuka, hatta boş verin hukuku, tacizin kabul edilen tanımına göre taciz olmayabilir. Dolayısıyla bir mağduriyeti ortadan kaldırmak amacıyla çıkılan yolda başka birini mağdur etmekle sonuçlanabilir. Masum insanlara bedel ödetmek, sanırım tacizcileri ifşa edenlerin arzu ettiği bir şey değildir.

Hayır hayır. Ne itibar diyeceğim ne de dayanışma. Tacizcinin canı cehenneme. Tacizciyle dayanışanın da canı cehenneme.

Ama şurası önemli. Aralarında hiçbir şey geçmediği hukuk tarafından da ispatlanmış olmasına rağmen bir kadın, bir arkadaşımın iş başvurusu yaptığı bütün şirketlere "bu adam tacizci" diyerek bazı uydurma ekran görüntüleri, yazışmalar falan gönderiyor mesela. Felç etti arkadaşımın hayatını. Çünkü hiç kimse "bir tacizci" ile çalışmak istemez. Sorun şu ki arkadaşım tacizci değil, taciz mağduru.

Kadın ya da erkek fark etmez. Birinden o cevabı alamamış, biriyle yaşamak istediklerini yaşayamamış herkes "sosyal medya yargısı"nı kullanarak "taciz ifşası" yapabilir ve bu, şu ulaştığımız düzlemde birinin hayatını bitirebilir. Üstelik bu, haklarını (ya da intikamlarını, fark etmez) arayan taciz mağdurlarının işlerini çok zorlaştırır.

Bilemiyorum ki. Sözgelimi ifşa edilen Mesut Süre ya da Selim Evci'nin tacizci oldukları hukuk tarafından da sabit bulunacak mı Ama bulunsa da bulunmasa da bu isimlerin sosyal hayatları ciddi yara aldı, işlerinden oldular, ailelerine karşı derin bir utanç yaşıyorlardır falan. Tacizci iseler hak ederler bunları. Ama bu ifşa hareketinin sağlıklı olmayan bir yanı var. "Ya tacizci değilse" sorusu önemini yitiriyor. "Tacizci" olarak damgalanan birinin hayatı bitiriliyor. Kantarın topuzu kaçıyor.

Bakınız mesele nettir. Taciz eden herkes hak ettiği cezayı misliyle alsın. Tacizci olmadığı halde tacizcilikle suçlanıp kimse de mağdur olmasın.

Bir diğer mesele şu. Sağda solda "muhafazakâr camiada ifşalar ne zaman gelecek" beklentisi oluşturan bazı sosyal medya hesapları ve insanlar görüyorum. Bütün kalbimle isterim muhafazakâr mahallede taciz varsa bunların ortaya çıkmasını. Tacizcinin dini, ırkı, mahallesi mi olur yahu Ben öyle "bizim kasabadan hırsız çıkmaz" diyen biri değilim. Bizim kasabada tacizci varsa, hırsız varsa alalım kellelerini.