Tarihte yaşanmış trajedi dolu bir olayı "teatral bir tekrar" haline getirerek anlamak imkansızdır. Kurban ibadeti böyledir mesela. Kurban etmenin anlamları üzerine düşünmeyi bir kenara bırakıp sadece hayvan boğazladığınızda, evet, dini bakımdan görevinizi yerine getirirsiniz ancak "neyi kurban ettiğimi biliyorum" demeniz pek olası değildir. Koyun boğazladığınızı zannedersiniz.
İslam tarihinin en büyük trajedisi olan Kerbela hadisesinin doğru anlaşılmasının önündeki en büyük engel de trajedi tekrarıdır. Abartılı ağıtlarla, kadim suçlamalarla, "an tekrarlarıyla" Hazreti Hüseyin'i de Yezid'i de "tarihsel bir şahsiyet" haline getirip öldürürsünüz. Oradan başka sonuç çıkmaz. Çıkmaz çünkü trajedi tekrarı psikolojik bir rahatlama ya da daha doğrusunu söyleyecek olursak psikolojik bir sapma sonucundan başka sonuç doğurmaz.
"Yezid'e lanet, Hüseyin'e rahmet" döngüsü bir süre sonra Yezid'i Yezid'e, Hüseyin'i de Hüseyin'e hapsetmekle sonuçlanır ve bunun hiç beklemediğimiz sonuçları olur. Davranışsal olarak anlaşılması gereken "form"lar kimliklendirilip dondurulur ve mesela bir ideolojinin, bir devletin, bir imamın, bir şeyhin elinde korkunç bir silaha dönüşebilir.
Açtım bir parantez. Yanlış hatırlamıyorsam bir başka bağlamda Mustafa Ulusoy hocayla "Bediüzzaman'ı Bediüzzaman'ın yaşadıklarına hapsetmek" meselesini konuşmuştuk. Hayatı etkileyici insanların sürekli bir "doğru anlaşılmama" tehlikesi vardır. Ama ben burada bundan söz etmiyorum. Burada söz konusu ettiğim şey yaşamış bir insanı 'yerinden ederek' onu aslında hiç yaşamamış bir insan formuna sokmak ve ideolojik alanın emrine vermek. Yakın dönem Türkiye'sinde birini de hatırladım şimdi böyle tanımlayınca da 5816 var işte. Kapadım parantezi.
Yezid kim Yezid, bütün tarihsel yüklerinden sıyırıp konuşacak olursak "kendi hedefleri için az sayıdaki mazlumu vahşice öldürmekten çekinmeyen, bebeklere bir yudum suyu çok gören bir katil." Hazret-i Hüseyin kim peki Onu da bütün tarihsel yüklerinden sıyırıp tanımlayacak olursak "inandığı mesele uğruna şartlar ne olursa olsun zalime direnmekten geri durmayan mazlum bir kahraman."
Buraya kadar tamamsak yeni sorumuz şu olsun: "Suriye savaşında Yezid kimdi, Hazret-i Hüseyin kimdi"
Soruyu daha da özelleştirelim: "Suriye savaşında Müslümanları 'bunlar Yezid'in evlatları, bunların yaşamaya hakkı yok' diyerek çoluk-çocuk, genç-ihtiyar demeden zulümle öldürenler Hazret-i Hüseyin'in yolunu mu tutmuşlardı, Yezid'in yolunu mu
Trajedi tekrarını ideolojilerinin emrine verenler davranışsal kalıba müracaat etmekten nefret ederler. Sebebi basittir: İnandığı mesele uğruna kıyama kalkmış mazlumlar Sünni olunca Yezid, Şii olunca Hüseyin olamaz, davranışsal kalıba müracaat ettiğimizde.

4