Ramazan hocadan sonra sırada kim var
Ramazan hoca tutuklandı çünkü Atatürk'ün asker olduğunu söyledi—peki normal bir tarihsel değerlendirme ne zamandan beri suç sayıldı?
Yazar, 5816 sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu'nun işletilme biçimini eleştiriyor ve yasanın halk tarafından 'paganist' motivasyonlarla kullanıldığını iddia ediyor. Ramazan Avuşmak hocasının tutuklanması örneğinde, yasanın ileri tarihsel düşüncenin üretilmesini engellediğini göstermek istiyor. Ancak yazarın yasayı istismarçı olarak gördüğü grupla karıştırma riski yoksa, tasarrufun yasal çerçevenin kendisindeki kusurdan mı yoksa uygulamadaki yanlıştan mı kaynaklandığını nasıl ayırt edebiliriz?
"Dünyanın en saçma işletilen yasaları listesi" yapılsa herhalde 5816 sayılı Atatürk'ü koruma kanunu ilk onda yer bulur kendisine. Hemen her ay, hatta her hafta bu yasanın bir mağdurunun haberini görüyoruz.
Yasayı 25 Temmuz 1951'de, hiçbir zaman pek bayılmadığım ancak idam edilmesini "çok sembolik bir mücadelenin çok sembolik bir meselesi" olarak gördüğüm için epeyce saygı duyduğum Adnan Menderes çıkartmış. Yasaya göre Mustafa Kamal'in hatırasına alenen hakaret etmek ya da sövmek, Mustafa Kamal'in heykellerine ya da kabrine zarar vermek 1 ila 5 yıl arasında değişen cezalara konu oluyor.
Dikkat isterim. Yasanın kendisini de bir miktar saçma bulmakla beraber asıl saçma bulduğum şey yasanın işletilme biçimi. Elbette sövülmesin Mustafa Kamal'a, elbette hakaret edilmesin, hele kabrine hiç zarar verilmesin falan tabii de bu yasa bunlar için yok. Bu yasa, bir paganist topluluğu andıran Kamalperest kütlenin düzenli olarak "tanrılar kurban ister" diyerek böğürmesinin ardından birimizin kurban seçilmesi için işletiliyor.
Mustafa Kamal hakkında kurabileceğiniz her cümle, ama aklınıza gelebilecek her cümle bu yasanın radarına takılıp sizi kurban edebiliyor.
Savcılar hakkımda harekete geçsin diye değil, misalen söylüyorum. Çokça alkol tükettiğini bizatihi Kamalperestlerin de böbürlene böbürlene anlatıp aktardıkları Mustafa Kamal hakkında "acaba alkolik miydi" diye sorsak hop, mahkeme önünde buluyoruz kendimizi. Hele "Vedat" meselesine falan hiç girilemiyor. Meselenin aslını faslını öğrenmek için çalışma yapacak bir tarihçinin en küçük bir cümlesi dava sebebi sayılabilir.
Örnekleri çoğaltmak mümkün ama gereksiz. Sadece şunu da söyleyeyim. Adı Atatürk Meydanı olan bir meydandan geçerken Mustafa Kamal heykeli 100 metre uzağınızda olsa, siz normal konuşma sesinizle yanınızdaki arkadaşınıza Hazret-i İbrahim'in putlarla mücadelesini anlatsanız ve bir Kamalperest de bunu duyup sizi savcılığa şikâyet etse yargılanırsınız yahu. Bu kadar komik ve bu kadar trajik bir mesele bu.
Yasanın son mağduru biliyorsunuz hepimiz bastırınca beraat eden 30 yıllık öğretmen Ramazan Avuşmak hoca oldu. Mesele de şuydu hatırlayacaksınız. Ramazan hoca sınıfta tahtaya "Güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayattan zevk alır" cümlesini yazıyor. Bir öğrenci de "Bu söz Mustafa Kemal'e mi ait" diye soruyor. Ramazan hoca da, "Atatürk'ün sanatla, felsefeyle ne alakası var O savaşçı, asker bir adam" diye cevap veriyor. Ondan sonra yandı gülüm keten helva. Okulun paganist Kamalperest müdür yardımcısı bu cümlede hakaret olduğu iddiası ile öğrencileri organize edip şikâyet dilekçeleri yazdırıyor ve evet, Ramazan hoca, Mustafa Kamal hakkında kurduğu o cümleler yüzünden tutuklanıyor, ardından önce tutukluğu kaldırılıyor, ardından da beraat ediyor. Meselede bir iddia da Aynur İstanbul ile tutuklama kararı veren savcının daha önce de benzeri işbirlikleri yaptığı yönünde.
Şimdi. Birisi bana tane tane anlatabilir mi lütfen Hiç yanlış değil, Mustafa Kamal sanattan da felsefeden de pek anlamaz da velev ki dünyanın en yanlış tespiti bile olsa "Atatürk'ün sanatla, felsefeyle ne alakası var" cümlesi tutuklanma gerektirir, mahkeme gerektirir, yargılama gerektirir bir cümle midir Bu nasıl yasa, bu nasıl yorum

5