O büyük gün geldiğinde

İsrail tehdidi karşısında muhalefet ve toplumun Erdoğan'ın arkasında toplanması sevindirici mi, yoksa bu birliktelik siyasi manipülasyon aracı olabilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İsrail-ABD tehdidine karşı Türkiye'nin fiziki ve insan kaynağı tahkimatına ihtiyaç duyduğunu, özellikle muhalefet de dahil iç cephenin birleşmesinin kritik olduğunu savunuyor. Bu tavrın altında yatan mantık, gelecekteki büyük bir çatışmaya karşı toplumsal birliği sağlamak isteksiyse, ancak bu birliğin ne kadar dayanıklı ve samimi olabileceği sorgulanabilir mi?

İran ile İsrail-ABD arasında savaş sürerken iki önemli "rejim muhalifi"nden çok önemli destek tavırları görmüştük.

İlk tavır bence "rejim muhalifi" olduğu için fazla abartılan bir yönetmen olan Cafer Penahi'den gelmişti. Ülkesinde kesinleşmiş hapis cezası olmasına rağmen savaş sürerken ülkesine dönmüş ve "Burası benim tek yurdum, ölürsem de burada, kalırsam da burada, rejimin dış müdahale ile değişmesine karşıyım" demişti.

Bu önemli tavrı not etmiştim zihnimde.

İkinci tavır ise taş gibi bir şarkıcı olmasına rağmen Kur'an-ı Kerim'i teganni formunda okuyarak kendi kariyerini kendi eliyle bombalayan, "rejim muhalifi" parantezine alınamayacak kadar iyi bir müzisyen olan Muhsin Namcu'dan gelmişti. Namcu, İran'ın köklü tarihine atıf yapan bir şarkı yayınlamıştı. Penahi'nin açıklamalarına çok benzer açıklamalar da yapmıştı.

Bu önemli tavrı da not etmiştim zihnimde ve sosyal medyada "Yarın zoru geldiğinde acaba Türkiye'de de benzer tavırlar görür müyüz" diye sormuştum.

Görürmüşüz.

Bu, burada bir dursun.

Biliyorsunuz, terörist İsrail'in katil bakanları ve en sonunda da Netanyahu, peş peşe yaptıkları açıklamalarla Türkiye'ye ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a parmak sallamaya, tehdit etmeye cüret ettiler.

Bu habis köpekler, dünyanın sonunu getirip rahatlamak için her türlü yolu denemeye devam edecekler.

Esasen İsrail'in İran'dan sonraki hedefinin Körfez'i bitirmek, ardından da Türkiye'ye yönelmek olduğu, bunu da bir şekilde Epstein kuklası Trump'la başarmak istediği sır değil. Elbette İsrail'in bunu yapabilmesi, başarabilmesi pek olası görünmüyor ancak bunu yapmaya çalışacağından zerrece şüphe etmememiz, tüm hazırlıklarımızı buna göre yapmamız şart.

Yani "o büyük gün"ün gelmesi çok kolay değil ama o günün gelmemesi de Türkiye'nin yapacağı tahkimata bağlı.

Şu "tahkimat" kısmını ikiye ayırıyorum zihnimde. Birincisi fiziki tahkimat. İşte silahtır, ekonomik güçtür, etki alanıdır ve benzeri. Bu hazırlık zaten ve kesinlikle ana şart.

Bir de "insan kaynağı tahkimatı" var.

Burada ilk dikkat çekmek istediğim mesele "Terörsüz Türkiye süreci." Bu sürecin hasarsız ilerlemesi çok kritik. Susuyor ve bağrımıza taş basma pahasına bu sürece destek veriyorsak bu PKK'yı "kızıl gavur" görmediğimizden değil, o büyük gün geldiğinde PKK'nın herhangi bir emperyalist ihale almayacağından emin olmak istediğimizden.