Okuduğum kitaptaki asıl soru şu: "Kıymet yeniliğe, hakikat faydaya yenilirse ne olur"
Az soru değil bu. Cevabı da pek öyle kolayca verilebilecek türden değil. Üstelik bunu "Bronz Süvari" adlı kitabın yazarına, ağabeyim Mahir Ünal'a da söyledim: "Artık kimseler soruyla da, cevapla da ilgilenmiyor. Dolayısıyla sorunun da cevabın da önemini yitirdiği bir dünyada sormanın ve cevap almanın peşine cidden düşmek ister misin"
Bazı zihinler böyledir. Sorar ve cevabın peşine düşer. "Buldum" demenin o şahane konforuyla mutlu mesut yaşayıp gitmek dururken işin zoruna talip olur. Ben eski bakan, parti sözcüsü, grup başkanvekili olsam "hayatım ve hatıralarım" isimli bir anı kitabı yazar(doğrusu 'yazdırır' olacak), meclislerde mahfillerde "benim de kitabım çıktı biliyon mu" der, keyfime bakarım. Ama Mahir Ünal öyle yapmadı. Zihnini uzun süredir meşgul eden "modern hayat karşısında insan" bahsini önce bir ders programına, ardından bir kitaba dönüştürmeye karar verdi. İyi mi yaptı Bence iyi yapmadı. Hayır hayır. Kitabı yazarak çok iyi yaptı. Onu demiyorum. "Konforunu bozma pahasına ortaya bir iddia koyarak" iyi yapmadı. Çünkü artık hemen herkes "iddia sahibi olmayı" tehlikeli buluyor. Herkes "akıp gidenle akıp gitmenin" derdinde. Bu bakımdan Bronz Süvari "akışın tersine" ve "burnunun dikine" bir deneme.
Bu, burada bir dursun.
Yazar bir şey yapıyor Bronz Süvari'de. 20 yıl boyunca "siyaset" yapageldiği insanın "politik olmayan hamurunu" açmaya, incelemeye, teşhis etmeye çabalıyor. İnsanın büyük düşüşünün ve sistem karşısında yaşadığı dramatik kaybın nasıl ve neden olduğunu kurcalıyor. Bu yanıyla çağdaş Alman düşüncesinin "teşhisci" karakterini buluyoruz Bronz Süvari'de.
Çağdaş Alman düşüncesinin kekemeliği, biliyorsunuzdur, teşhisi mükemmel yapıp tedavi konusunda bir şey önermeye çekinmesidir. Ünal, Bronz Süvari'de "tedavi"ye de eğiliyor. Bu da onu "çağdaş sorunlara çözümler öneren bir Müslüman zihin" olarak ele almamızı sağlıyor.
İnsanın bugünkü krizini elbette Roma'dan alıp bir "tarih-mekan-sistem" algoritması kuruyor Ünal kitabın ilk bölümünde. Ardından "modernin nasıl inşa edildiği" ve "modern iktidarın nasıl kurgulandığı" meseleleriyle cebelleşiyor. Batıyı ve İslam'ı karşılıklı olarak okuduğu dördüncü bölüm aslında "teşhisten tedaviye" diyebileceğimiz kısmın başlangıcı. Yazar bu aşamadan sonra insanın "hakikate dönüşü"nü mümkün kılabilecek bir reçete sunuyor okura.
Benim Mahir Ünal imzalı Bronz Süvari kitabından anladığım şu oldu: İnsan sıkıştı(rıldı)ğı yerde önce hakikati, ardından gerçeği, en sonunda da yalanı kaybetti. Bu vartayı atlatabilmesi için yapması gereken panikleyerek karşı saldırıya geçmek ya da akıp gidene uyumlanmak değil, her seferinde "mizanı doğru kurup" sorular sormak ve cevapların peşine düşmek. Bunun son derece sağlam bir öneri olduğunu söylemem lazım.

13