Yazı, modern çağda tüm anlam kaynaklarının (inanç, ideoloji, kimlik) işlevini yitirdiğini ve dijital dünyanın insanları boş anlamsızlığa sürüklediğini iddia ediyor. Bunu açıklamak için Nihilizm, Dadaizm ve Varoluşçuluk gibi tarihi akımlardan yararlanıyor ve çözüm olarak kişinin kendine dönmesi, kendinden daha büyük bir şeye tutunması ve önem listesini yeniden yapılandırması öneriliyor. Peki bu tür bireysel çözüm önerileri, toplumsal boyutlu bir krizin cevabı olmaya yetiyor mu?
"Sonra yavaş yavaş kayıtsızlık gelip oturuyor böğrüne ruhunun. Kayıtsızlık. Kâinat içinde varlığını hiçliğin içinde yitirmek. Derin bir anlamsızlık. Varlık ile yokluğun farkının silindiği o sınır bölge, bir nevi araf. Varolmak yakıcı; yokluk daha da yakıcı. Yokluk, soğuğun yaktığı gibi yakıyor: Görünmez, sessiz, içten, usul usul. Varlık ise gürül gürül yanan bir alev gibi.
Üç beş gencin ruhuna musallat olsa gene iyi bu anlamsızlık. Her olaya, her duruma, her insana, her yüze sirayet ediyor. Oradan her şeyi renksiz bırakıyor. Bu çağda hepimiz soluyoruz bu havayı."
Yukarıdaki satırlar, Cins Dergisi'nin mayıs sayısında Mustafa Ulusoy imzasıyla yayınlanacak "Hiçliğin soğuk ateşi" yazısından.
"Hiçbir anlamın anlamlı gelmediği bir anlamsızlığa sıkışıp kaldık" desem bana kulak kesilir misiniz Bence kesilmelisiniz zira durum bence tam olarak bu hepimiz açısından. Size tuhaf gelecek ama geçtik inancın, milliyetin, ideolojinin, cinsiyetin, ailenin, okulun bir "anlam yaratması" fikrini, artık bana öyle geliyor ki "görünmek, beğenilmek, arzulanmak, para kazanmak, şöhret sahibi olmak, kariyer yapmak" falan gibi "sanal ve ikame anlamlar" bile anlamını yitirmiş durumda insan için.
Bir bakıma Turgenvey'in Rus kilisesine itiraz olarak geliştirdiği "Nihilizm" yahut merkez Avrupa'nın içine düştüğü savaş rüzgarına tepki olarak ortaya konulan "Dadaizm", savaş sonrası yorgunlukla harmanlanan "Varoluşçuluk" ve hatta kendilerini "anlamsızlığa kadar özgür" hisseden Beatnik kuşağı bile bu yeni "anlamsızlık dalgasının" yanında çırak kalıyor.
Tam bir "boşu boşunalık çağı" geldiğimiz yer. Her türlü anlamın buharlaştığı, daha doğrusu buharlaştırıldığı, yaşamak için tutunmak gereken anlam kümelerinin yok olduğu ve insanı "tüm dikkatleri elinden alınmış bir ürün"e dönüştüren çok sert bir dalgadan söz ediyoruz.
Dijital dünyanın cehennem kısmının en dipte kıyıda kalmış, en korkunç, en sapıkça fikirler üzerinden insana bir "anlam" önermesi, önerebilmesi de tam burasıyla ilgili. Anlam yok olunca çok çeşitli marazlar, anlam olarak ikame edilebiliyor artık kolaylıkla.
Eskiden bu marazlar mesela paraya tamah, koltuğa merak, popüler olmaya düşkünlük gibi tanıdığımız, hakkında az çok bilgi ya da fikir sahibi olduğumuz durumlar üzerinden karşımıza çıkıyordu. Şimdi bu marazları bilmiyor, tanımlayamıyoruz bile.
"Durum tespit edip durma, çözüm öner" derseniz aslında derim ki "çok belirgin bir çözüm önerim yok bu yeni hale ama birkaç önerim var."
İlk önerim şu: "Bakış açınızı değiştirin" diyen zibidilik biçimine pek gönül indirmeyin. Bakış açısı "bakarak" değişmez. Bakış açısı, önem listenizi güncellemekle değişir. Ya da bu yeni durumla ilgili olarak ifade etmem gerekirse "önem listesi yapmak"la değişir. Sizin için neyin önemli olduğunu doğru tespit edemezseniz kendinizi o telefonun yeni modelini alabilmek için 8 saat kuyruk beklerken bulursunuz ve doğal olarak anlam sizi usulca terk eder.

6