Altmış altıya bağlasak her şeyi

Sorduk, söyledi. Bu, odur.

Şeyh Ebu Medyen el-Gavs hazretlerinin şöyle dediğini işittik: "Kim varlık alemine, kainata, kendi arzusu, kendi talepleri doğrultusunda bakarsa bu alemdeki anlamdan faydalanma fırsatını kaybeder. Kendisi alemle arasına perde olur."

Biz işittik ve geçtik bu cümleyi. Ama bir başka mühim adam, Şeyh Ahmet el-Alavi geçmemiş ve şunları anlatmış bu söz üzerine: "Varlık alemini kendi başına bir varlıkmış, müstakilmiş görerek bakan kimse bu bakışın faydasını göremez. Allah'ın bize 'varlıklara bakın, kainata bakın, aleme bakın' emirlerini şöyle anla ki Allah varlık alemine takılmaya, orada takılıp kalmaya rıza vermemiştir. Hatırla ki Nur suresinde Allah bize 'De ki: Göklerde ve yerlerde neler var bir bakın. Fakat inanmayan bir topluluğa işaretler ve uyarıcılar bir fayda vermez.' Allah'ın buradaki muradını da iyice anla ki asıl iş kalıbı, kütleyi görmek değil, onlardaki anlamı görmektir."

Denişmiştir ki "varlık kaptır, bu kabı dolduran ise anlamdır."

Söz babası Ataullah İskenderi hazretleri de şöyle demiştir: "Varlık aleminin zahiri aldatıcıdır, tuzaklıdır. Batını ise manadır ve ibrettir anlayana."

Bu şu demektir ki aynı kaba bakan iki gözden biri kalıba bakar da aldanır. Diğeri ise kabı dolduran manaya bakar da şenlenir. Çünkü anlamak, şenlenmektir.

Zunnun-i Mısri demiştir ki "nefsi insanın gölgesi gibidir. Gölge insanın önüne düşerse onu yakalayıp ele geçirmek mümkün olmaz da insan deli gibi takip eder nefsini. Ancak gölge insanın ardına düşerse gölgesi takip eder durur da yakalayamaz, ele geçiremez insanı."

Emir açıktır: "Ey göz sahipleri, ibret gözüyle bakın."

İbretin yerine bazen fikret de kullanılır. Fikirden fikret. Yani bir şeye bakarken orada bir anlam arayarak bakmak. Bir şeye manevi olarak bizi besleyecek şekilde bakmak. Açlığını bastırmak için değil, aç gözlerle değil, doyumluk olarak, doyasıya bakmak. Evliyanın tefekkür dediği ile filozofun tefekkür dediğinin birbirinden farklı olduğunu da çıkarma aklından. Evliyanın tefekkürü define avcılığıdır. Baktığı yerde görmeyi umduğu hazinenin peşindedir o. Ganimeti kaldırmanın peşindedir.