Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah'a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.
Tevhit; insanlık ve bütün kâinat için gerekli olan temel bir hakikattir. "La İlahe İllallah" demek, bütün saadetlerin temelidir ve her türlü sıkıntıyı gidermenin de tek çaresidir. İnsanlık bunu anladığı, İslam'a din ve düzen olarak teslim olduğu gün, bütün ayıplarından da kurtulmuş olacaktır. Yolunu Kur'an'la bulanlar için ekonomik meselelerin çözümünde rahata kavuşurlar. Bakara 188: "Birbirinizin mallarını haksız şekilde yiyip tüketmeyin ve başkalarına ait meşru mallardan hiçbirini bilerek haksızlıkla tüketmek için hukuki hilelere başvurmayın."
İslam düzeninde, hakkı üstün tutan zihniyetin özünde tevhit inancı vardır. Bu esas, İslam'ın hayata bir bütün olarak baktığı mesajını verir. Çünkü İslam, fert ve toplumun Allah'a olan inancını yitirmemesi ve O'na bağlılığını sürdürmesi için hayatı, bu ilkeye göre ayarlar. İnsan hayatının en önemli boyutlarından birini de iktisat oluşturmaktadır. Bunun için Kur'an, bütün toplumsal süreçlerde olduğu gibi iktisadi hayatta da adaletin ayakta tutulmasını, sömürünün de ortadan kaldırılmasını öngörmüştür. Kur'an'ın inmeye başladığı dönemde, iktisadi ve ticari hayat, o günün şartlarına göre oldukça canlıydı. Ancak sosyal ve iktisadi düzen olabildiğince bozulmuş, sömürü yaygınlaşmış, özellikle yoksul kesimler acı ve sefalet içinde idiler. İşte bu yüzden Kur'an'ın ilk inen ayetleri, bu zulüm düzenini düzeltmeyi amaçlayan, bu kötü tabloyu tasvir ve tenkit eden ifade ve hükümlerle doludur. Bu hükümler, adil bir sosyal ve iktisadi hayatın nasıl olması gerektiğinin yolunu göstermektedir. Allah'ın gösterdiği adil düzen yolundan mükemmel başka bir yol olamaz. Çünkü mülkün sahibi olan Allah, ona uygun olan düzeni de inşa etmiştir.
İNSANIN GÖREVİİnsanın görevi ise, yüklendiği emanetin sahipliğinden ibarettir. Bu emanet, amacına uygun kullanılması için insana sunulmuş ilahi bir bağıştır. Bu da insanın fıtratına uygun tek din ve düzenin İslam olduğunu göstermektedir. Bu kâinat ve de yeryüzü, ilim ve hikmet sahibi bir yaratıcının eseridir. İnsan da böyle bir kâinat ve yeryüzünde, anlamlı bir hayat geçirmek ve kendinden bekleneni gerçekleştirmek için yaratılmıştır. Öyleyse Allah'ın hayrı ve nimetleriyle dolu olan bu yeryüzü kötü değildir. Kötü olan, insanın aşırı bir ihtirasla bu dünyaya bağlanıp ahireti unutmasıdır. Mal ve mülkün, insanı ölümsüz kılacağı düşüncesine kapılmak, büyük bir aldanıştır. İnsan, kendi istifadesine sunulan yeryüzünde nimetlerinden meşru şekilde yararlanmalı ve hak-batıl mücadelesinde hakkın safında, batılın karşısındaki duruşunu pekiştirmelidir. O, kendini maddeyle tanımlamamalı, sermaye de sadece belli grupların elinde dönüp duran bir güç olmamalıdır. Aksi halde iktisadi hayatın dengesi bozulur, bunun sonucunda da, hem kendilerini hem de toplumu felakete sürükleyen bir sömürücü sınıfın oluşması kaçınılmaz olur. İslam; ekonomik düzen içinde faize, haksız kazanç yollarına, zulüm vergilerine, kumara, karaborsacılığa yer vermemektedir. İnsanları maddi ve manevi yönden yoksulluğa iten en önemli neden; ekonomik güç merkezlerini elinde tutan kapitalistlerin, ekonomik düzeni de kendi lehlerine olacak şekilde düzenlemeleri, sömürüyü alabildiğince yaygınlaştırmaları, kat kat faiz uygulayarak insanları sefalete mahkûm eden bir zulüm düzeni oluşturmalarıdır. Nitekim sömürgeci liderlerin, işi zaman zaman ilahlık iddiasına kadar götürmeleri iktisadi hayatı alt üst etmiş, karada ve denizde fesadın çıkmasına yol açmış, sonunda toplumsal sefalet ve çöküş kaçılmaz olmuştur. İslam; başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlık için milli, yerli, fıtri bir görüştür. İnsanın görevi; fıtratında var olan, mal, mülk ve evlat gibi arzuları; bu arzulardan kaynaklanan ihtiyaçları İslam esaslarına uygun olarak karşılamasıdır. Bunun dışındaki her türlü tercih, sonu felaket ve yok olmak olan bir maceradır.

5