Kardeş dediğin

Müslümanlar birlik kuramadıkça, kendi içinde bölünüp düşman olurken, neden dış güçlere karşı başarılı olabileceklerini hayal ediyoruz?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, İslam'ın emrettiği inanç kardeşliğinin günümüz Müslümanlarında zayıfladığını, bencillik ve çıkarların kardeşliğin yerini aldığını öne sürer. Bu iddiasını, eğer Müslümanlar gerçek anlamda birleşseler hiçbir emperyalist gücün dayanamayacağı iddiasıyla destekler. Peki, bu kenetlenmenin eksikliği gerçekten bireysel bencilliğin mi yoksa sistemik yapıların ve coğrafi çıkarların mı sonucudur?

Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah'a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Sözünü edeceğimiz kardeşlik, ana baba bir kardeşlik değil, inanç birliğine dayanan kardeşliktir. İnanca dayalı kardeşlik, söze dayalı, değil eyleme dayanan kardeşliktir.

Hucurat 10: "Bütün müminler kesinlikle kardeştirler. Öyleyse kardeşleriniz arasında sulhu, barışı sağlayın, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Allah'a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun. Ola ki, ilahi merhamete mazhar olursunuz." Bu ayete göre, yeryüzünün neresinde yaşıyor olurlarsa olsunlar, hangi dili konuşuyorlarsa konuşsunlar, hangi kavme mensup ve hangi renkten olurlarsa olsunlar, bütün müminler kardeştirler. Bu kardeşlik, ümmet olma şuuru ile hayata yansıyan dayanışma ve işbirliğiyle ortaya konulur. Bu inanç kardeşliğinin temel özelliği, diğerkâmlık ve fedakârlıktır. İnanç kardeşliği, ıslah ve dayanışma kardeşliğidir. Müslümanlar, ümmet adlı evrensel bir ailenin evlatlarıdır. Bu aileyi tek lider yönetir. Müslümanlar, tek bir ümmet olmanın gereği olarak, İslam Birliğini kurmuş olsalar, maddi ve manevi kalkınmalarını gerçekleştirseler, karşılarında hangi zalim güç, hangi emperyalist devlet, hangi tâğut dayanabilir ki. ABD ve Siyonist inkârcılar kadar birlik olmanın önemini kavramayan Müslümanlar, ihtilaftan tefrikaya, tefrikadan düşmanlığa, düşmanlıktan savaşa kadar her şeytani yolu kardeşi için ortaya koymaktan çekinmemektedir. İman kardeşliği, kardeşler arasında hukuk doğurduğu halde, bu hukuku gözetmeyen toplulukların birbirlerini kardeşi oldukları söylenemez. Peygamberimizin "Kim Müslümanların emriyle ilgilenmezse, o onlardan değildir" hadisi bu gerçeği ifade eder. Kardeşiz demekle, kardeş olunmuyor.

TEVHİT

Tevhidin bir anlamı da, her şeyi birbiriyle irtibatlandırmak ve her şeyin bir olan Allah'la irtibatlı olduğunu kavramaktır. Önce kendimizle, iç dinamiklerimizle birleşmek, fıtratımızla ve inancımızla kopan bağımızı yeniden sağlamlaştırmakla işe başlamak gerekir. Aynı dinin, aynı davanın müminleri olarak tek bir ümmet olmak inancın gereğidir. Din ve düzen olarak İslam'ın hâkim değil, mahkûm olduğu günümüz dünyasında, kardeşliğin yerini bireysel çıkarlar almıştır. Bencillik, hazcılık ve tüketim çılgınlığı günümüz Müslüman'ının dini haline gelmiştir. Gönül zenginliklerinin unutulduğu, isar ve infakın ne olduğunun bilinmediği bir ortamda, kardeşlik kavramın içi davulun içi gibi bomboş olmuştur. Artık kimse kimseyi, "kardeşim" kelimesinin sıcak mesajına layık görmemektedir. Tevhit akidesi, sadece istismar aracı olarak kullanılmakta, ötekini etkisiz kılmanın silahı sayılmaktadır. Müslüman kardeşlerini hor gören bazı kimselerin, Siyonistleri, fasık ve facirleri hoş görüp onlarla diyaloğu, kardeşleriyle iş birliğine tercih etmeleri, kardeşlik konusunun sadece bir ahlâk sorunu olmadığını, aynı zamanda bir din anlayışı sorunu olduğunu da ortaya koymaktadır. Yaşadığımız toplum içinde, hepimiz, her gün birbirimize yabancılaşıyor ve yalnızlaşıyoruz. Kardeşim dediğimiz insanlarla aramızdaki ilişkiyi her geçen gün daha da koparıyor, bundan zerrece de rahatsızlık duymuyoruz. Şu veya bu şekilde elimize geçirdiğimiz makamları kendimize dost ediniyor, gerçek dostlarımıza tepeden bakmayı alışkanlık haline getiriyoruz. Hâlbuki İslam, müminleri sevip onlarla kardeşlik ilişkisini iman etmenin zaruri bir yansıması olarak görmüştür. Mümin mümin için cennet vesilesi, iki cihan saadetidir. Bir müminin, mümin kardeşlerine karşı görevlerini yerine getirmeden dünyada devlete, ahirete cennete ulaşması çok zordur. Az da olsa kardeşlik hukukuna riayet ederek, hareket eden sadık mümin kardeşlerin hepsine selam olsun. Allah onların sayılarını artırsın ve bizi de onlardan eylesin.

TESLİMİYET

İslam; bir teslimiyet dinidir. Bu din, hayatın hiçbir alanını boş bırakmamıştır. Müslüman erkekler ve kadınlar İslam'a amasız ve fakatsız teslim olup, görev ve sorumluluklarını buna göre yaptıklarında saadet bulurlar. Müslüman erkekler liberal, kadınlar da feminist olduklarında, kadınlar erkekleştiğinde, erkekler de kadınlaştığında, İslam dinini kendi tasavvurlarına uygun hale dönüştürdüklerinde, şuurlu İslam ortadan kalkar ve onun yerine ılımlı ABD İslam'ı gelir. Bizler İslam'ın hem şekline hem de ruhuna uymakla mükellefiz. Burada kendi kafamıza göre alan açma hakkına hiçbirimiz sahip değiliz. Hanımını kıskanmayan kocada, kocasına itaat etmeyen hanımda hayır yoktur. Kendimizi ıslah etmeden, başkalarını ıslah etmek mümkün olmaz. Kadın kocasının evinin ıslahçısı, erkek de dış ortamın ıslahçısıdır. İslam herkesin görevini sınırlarıyla birlikte tadat etmiştir. Bu sınırları da korumak Müslümanlıktır. İslam'a din ve düzen olarak teslim olmak, her alanda ve her konuda fert ve topluma saadet getirir. Çare İslam'dır. Din ve ahlakta, ilimde, iktisatta, yönetimde ve hukukta, dış politikada tek çare İslam'dır. Yeter ki okumalarımız düzgün ve hikmetle yapabilelim. Enfal 46: "Allah'a ve Resulü'ne itaat ediniz, Kur'an'ı ve sünneti uygulayınız, tebliğine, teşriine riayet ediniz. Birbirinizle didişmeyiniz, çekişmeyiniz, hasmane bir mücadele içine girmeyiniz. Çekingen, korkak ve yılgın hale gelirsiniz. Manevi gücünüz, kamuoyundaki etkiniz ve itibarınız kaybolur. Maddi gücünüz, kuvvetiniz, devletiniz, liderliğiniz elden gider. Sabırla mücadeleye devam edin. Allah sabrederek mücadeleye devam edenlerle beraberdir."