Âşık edebiyatımızda asırlık bir çınar: Mustafa Ruhani-2

Mustafa Ruhani, ilk karşılaşmasını Aşağı Sivri köyüne gelen Narmanlı Âşık Divani ile yapmıştır. Daha sonra çok sayıda âşıkla karşılaşma fırsatı bulmuştur. Başta Konya Âşıklar Bayramı olmak üzere Türkiye'nin birçok ilinde düzenlenen âşıklar toplantılarına ve yarışmalara katılan Ruhani, bu toplantılarda kendini kanıtlayarak çeşitli ödüller almıştır. Yurt dışında da çeşitli programlara katılmış, Almanya, Belçika, Hollanda ve Fransa'da programlar yapmıştır.

Çocukken karşılaştığı tüm zorluklara rağmen, o yaşlarda içine gönlüne düşen âşıklık ateşi sönmeyen ve sazını hiç bırakmayan, âşık tarzı şiir geleneğinin gelecek kuşaklara aktarılması için çaba harcayan ve her fırsatta genç meslektaşlarına tecrübelerini aktaran Ruhani, yetiştirdiği çıraklarıyla da geleneğe katkıda bulunmuştur. Çırağı olan âşıklar arasında Zakir Tekgül, Ertuğrul Ataç, Eyüp Demirer ve Sıtkı Eminoğlu bulunur.

İlk şiirleri Köz dergisinde, daha sonra yine Köz, Gülpınar, Türk Dili ve Kültür Bakanlığının çıkardığı dergilerde yayımlandı. Bir şiiri 2007-08 öğretim yılında 8. sınıf Türkçe Kitabı'nda yer aldı. Kendi türkülerinin dışında usta malı ve öteki âşıkların türkülerini de söyledi. Mustafa Ruhani iki kez evlenmiştir.1958 yılında gerçekleştirdiği ilk evliliğin altıncı ayında iken eşini kaybetmiş, 1961 de ikinci kez evlenmiştir. Ruhani'nin üç kız, bir erkek çocuğu vardır. Tortum'da ikamet eden ozan, Fatma Temel ile evli ve Nihar, Ayşe, Şakire, Haluk, Yaşar adlarında beş çocuk babasıdır.

Saz çalma ve hazırlıksız şiir söyleme yeteneği çok güçlü olan Ruhani, aynı zamanda iyi bir hikâye musannifi ve anlatıcısıdır. Kendi tasnifi olan Nergis Hanım, Yetim Esma, Yusuf Çavuş ve Zülbiye Hatun hikâyelerinin yanı sıra klasik halk hikâyelerinden birkaçını ve son dönemlerde anlatılan hikâyelerden bazılarını da bilmektedir. Halen Erzurum da ikamet etmekte olan Ruhani, çeşitli âşıklar toplantılarına katılarak sanatını icra etmektedir. Bunlardan "Aşığım" başlıklı şiirinde, kendini şöyle anlatmaktadır:

Sorarsanız kimliğimi/Ben bir gariban aşığım

Boş verin güldüğüm demi/Ağladığım an aşığım

Yarayım kalbi yarayım/Dermana kime varayım

Gece görünmüyor ayım/Gündüzü zindan aşığım

Kurban olayım Yaradan/Sen kâinatı yaradan

Yâr ol kurtulam yaradan/Hakk'a inanan aşığım

Duygulandım ermişlerden/Dost cemalin görmüşlerden

Fecirde öten kuşlardan/Önce uyanan aşığım

Ruhani'yim bağrım pişti/Feryadım arşa ulaştı

Yandı yüreğim tutuştu/Çırasız yanan aşığım

İlk olarak Âşık İshak ile tanışan, sonraki yıllarda Âşık Mevlit İhsani, Şeref Taşlıova, Murat Çobanoğlu ve Âşık Reyhani gibi meşhur isimlerle birlikte çalıp söylemeye başlayan Ruhani, kendinden alınan bilgiye göre, ilk konserini Kars'ta vermiş. Başta Konya Âşıklar Bayramı olmak üzere Türkiye'nin birçok ilinde düzenlenen âşık toplantılarına ve yarışmalara katılan, yurt içinde ve dışında çok sayıda konser veren, ödüller alan Ruhani, biri Yunus Emre Sevgi Yılı'nda olmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığının görevlendirmesiyle 4 kez Almanya, Hollanda, Belçika ve Fransa'ya turneye gider. Âşıklık geleneğine ömrünü adayan Ruhani, evlendikten sonra söylediği türkülerin farklılaşmaya başladığını, hayata bakış açısının da değiştiğini bir sohbetinde şöyle anlatır: "Evlilik hayatı anlatılır gibi değil. Hayata çok farklı bakmaya başladım o dönemler. Çocuklar dünyaya geldi. Daha olgun, daha derin, daha edebi söylüyorsun. Çocuklarım için de yazdığım şiirler var."

Hayatı boyunca çok sayıda çırak yetiştirdiğini ve bazılarının da kendisini ara sıra ziyarete geldiğini kaydeden Âşık, sözlerine şöyle devam ediyor: "Şimdi yaşlandım ve bazen burada oturur düşünürüm, bazen şiir yazarım. Kendi kendime bir şeyler söylüyorum. Oturduğum yerde sessiz sesiz kendime türkü söylerim. Dünyaya yeniden gelsem, yine âşık olurdum. Birinde âşıklık ilhamı varsa yapılır, yoksa zorla yapılmaz. Harmanda mahsulü savururken rüzgâr varsa harman yaparsınız, yoksa yapamazsınız. Hey gidi hey yıllar hey. Eski gücüm kuvvetim olsa, saz çalmayı, halka meclis yapmayı çok isterdim. Hele bugünlerde yapmak bu işi, daha güzel olur. Şimdiki gençlik daha iyi anlıyor söylediklerimizi. Hey gidi dünya hey."

Âşık Mustafa Ruhani, saz çalıp türkü söylediği zamanlarda köydeki kadınların ev işlerini bıraktığını ve bu nedenle çok defa şikâyet aldığını belirterek, "Evimi köyün dışına yaptılar ki ev hanımları vaktinde uyusun ve diğer kadınlar işlerini bırakıp beni dinlemesin. Bir tane abla vardı anemin mahallesinden 'Teyze kurban bugün inekleri sağamadım seni dinledik, uyuyamadık. Çok uykusuz kalıyoruz' dedi. Evlerinin bacasına çıkarlardı, beni dinlerlerdi. Sonra uyumazlardı ve sabahlara kadar söylerdim. Şimdiler de ben yaşlandım ama âşıklık geleneğinin yaşatılması için bu sanatı tanımak lazım. Genç zamanımda sazı elime aldım mı çeşit çeşit türküler söylerdim ama yazmadık kayboldu. Şimdi her şey daha uygun kayıt altına alınabilir. Âşıklık geleneğini yaşatmamız gerekiyor." diye de konunun muhataplarını ikaz ediyor.

Ruhani; çağdaşı olan birçok âşıkla karşılaşma yapmıştır. Karşılaşma yaptığı âşıklardan ilk akla gelenler; Narmanlı Divani, Tortumlu Ummani, Narmanlı Deryami, Laçin Aladağlı, Davut Sulari, Ardanuçlu Efkâri, Mevlüt İhsani, Yaşar Reyhani, Hüseyin Sümmanioğlu, Nusret Toruni, Murat Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Sefil Selimi, Feymani, Hasan Selmani ve Hasreti'dir.

Bazı yarışmalara gönderdikleri hariç olmak üzere şiirlerinde başlık kullanmayan Ruhani, âşık tarzı şiir geleneğinin vazgeçilmez kuralı olan tapşırmaya önem verir ve bütün şiirlerinin son bendinde mahlasını anar. Ruhani mahlasıyla şiirler söyleyen şair, bunun yanı sıra bazen vezin gereği Âşık Ruhani ve Ruhan biçimlerini de kullanır.

Şiirlerinde sade bir Türkçe kullanan Ruhani, yer yer mahalli kelimeleri de şiirine dahil eder, hatta Arapça, Farsça ve Batı dillerinden geçen bazı kelimeleri de kullanır. Ancak bu kelimelerin çoğu günlük dilde mevcut olan ve halk diline yerleşmiş olan kelimelerdir. Onun şiirlerinde, geniş kitleler tarafından anlamı bilinmeyecek kelime sayısı çok azdır. Ruhani, âşık tarzı şiir geleneğinin genel özelliğine uygun olarak yarım kafiyeye ağırlık vermekle birlikte azımsanmayacak ölçüde tam ve zengin kafiyeye de yer verir. Bazı şiirlerinde ise cinası başarıyla dener, bütünüyle cinaslarla örülmüş olan tecnis örneklerini de ortaya koyar. Ayrıca göze hitap etmeyen ama kulakta bir ahenk benzerliği oluşturan örnekleri de bazı mısra sonlarında görmek mümkündür. "