15 Mayıs 2025 tarihinde Bursa'da ahirete irtihal eden Son Şahitlerden Rahmi Erdem'i rahmetle yâd ediyoruz.
Sözler!
Hiç beklemediği bir zamanda postacının getirdiği paketi açtığında, çok ihtiyaç hissettiği ama parası olmadığı için alamadığı kitap çıkınca sevincini, kitabın adını haykırırcasına yüksek sesle okuyarak ifade etti Rahmi Erdem. Ardından da haline şaşıran arkadaşlarına kitabın ehemmiyetini ve sevincinin sebebini anlattı.
Kitabı İzmir'deki bir kursta dinî eğitim gören dayısı Hafız Abdullah göndermişti. O gece sabaha kadar kitabı mütalaa etti. Sabah ezanı okunurken şevkle kalkıp abdest aldı, namazını kıldı. Dayısına teşekkür mektubu yazdı. Onun vesilesi ile Adana'daki Nur Talebeleri ile tanışıp Nur derslerini takip etmeye başladı.
Gurbetteydi, yalnızdı, fakirdi, çaresizdi. Daha onlar babalarını tanımadan, babaları Fehmi Bey de onlara doymadan ölünce kardeşi Şükrü ile birlikte yetim kalmışlardı. Zamanın zorluğu, şartların keşmekeşi ve istikbalin karanlığı içinde anneleri Ayşe Hanımın gayretleri, akrabalarının yardımları ile zorluklar ve yokluklar içinde büyümüşlerdi.
RİSALELERİ OKUYUNCA BEDİÜZZAMAN'I ZİYARET ETMEK İSTEDİ
Okula gitme yaşına geldiğinde Rahmi okumayı seçti. Şükrü de bir an önce meslek öğrenip para kazanarak hayata atılmak maksadıyla kamyonlarda, otobüslerde muavinlik yaptı, kısa zamanda araba kullanmayı öğrendi, imtihana girip ehliyet aldı ve hem geçimini sağladı, hem de Adana Ziraat Mektebi'nde okuyan ağabeyine yardım etti.
Okulu bitirip köyüne dönen Rahmi, ilk olarak kardeşi Şükrü'ye ve akrabalarına Risale-i Nurları tanıttı. Bu onun ilk tenvir hareketi idi. Risale-i Nur külliyatının diğer kitaplarını da temin etti. Risaleleri kardeşi ve akrabaları ile birlikte okudukça, idrakini kitapların müellifi Bediüzzaman Said Nursî'yi ziyaret etme iştiyakı sarınca harekete geçti.
Annesinden izin, kardeşinden para alıp Isparta'ya gittiğinde önce Tahirî, Zübeyir, Sungur ile tanıştı. Üstadın huzuruna çıktığı zaman heyecanı hat safhada idi. Şeair-i İslâmiye olan sarığı, cübbesi, kıyafeti dikkatini çekti. Hayranlıkla ahvalini seyretti, hürmetle elini öptü. Onun sorusu üzerine kendisini tanıtıp yirmi yaşında olduğunu söyledi ve taltifkâr sözlerine mazhar oldu.
"BABAMDAN DAHA MUHTEREM ÜSTAD BULDUM"
"Yetimliğim sona erdi, babamdan daha muhterem bir Üstad buldum."
Böyle ifade etti içinde bulunduğu ruh halini. Askere gittiği zaman yapılan aramada çantasında Risale çıkınca askerî mahkemeye verildi ise de izine giden Ispartalı asker arkadaşı vasıtası ile hâdiseden haberdar olan Bediüzzaman'ın duası sayesinde ceza almadan o badireyi de atlattı. Bazı gazetelerin haberinden Bediüzzaman'ın İstanbul'da olduğunu öğrenince hafta sonu İstanbul'a giderek Piyer Loti Oteli'nde ziyaret etti.
Artık hayatında yeni ve Nurlu bir safha başlamıştı. Askerliği müteakip Ziraat Bakanlığı'na müracaat eden Rahmi, tayini Bitlis'e çıkınca, orayı mahrumiyet bölgesi addedip gitmek istemedi. Dayısının Bediüzzaman'ın o beldelerde doğup büyüdüğünü söylemesi üzerine Bitlis'e gitti. Köylerde vazife yaparken fırsat buldukça köylülerle risale okuduğu için Nurculuk propagandası yaptığı iddiasıyla mahkemeye verilip hapse atıldı.
Üç buçuk ay hapishanede yattıktan sonra tahliye edilen, ardından berat kararı verilen Rahmi Erdem'in, tayini Kastamonu'ya çıktı. Zübeyir Gündüzalp'in 'paralanan paralanır' şeklindeki telkinleri ve tavsiyeleri üzerine Kastamonu'ya gitmekten vazgeçti ve memuriyeti bıraktı. Şark vilayetlerinde Nur hizmeti yapmaya karar vererek Van'a gitti. Bir süre Nurşin ve Boyaoğlu Camilerinin meşrutalarında kaldıktan sonra küçük de olsa bir ev tutarak Van'da ilk Nur dershanesini açtı.
Şükrü Erdem
ŞARK VİLÂYETLERİNDE NUR HİZMETİ YAPTI, DAVALAR AÇILDI
Nur hizmetine hız kazandıracağı sırada 'Risale-i Nur Sönmez' kitabını sahiplendiği için hapse atılan, Erzurum'da, Adilcevaz'da, Muş'ta, Kars'ta Nur Talebeleri hakkında açılan davalara Av. Bekir Berk'le birlikte iştirak eden Rahmi Erdem tekrar Van'a döndü. Vanlı Nur Talebeleri Bediüzzaman için Van'da mevlid okutmaya karar verince onun hazırlıklarına başladı.
Mevlid günü Erek Dağı eteklerinde dinî hassasiyetlerden ve millî meziyetlerden müteşekkil kardeşlik kaynaşmalarından biri daha yaşandı. Memleketin değişik yerlerinden gelen ve ekseriyeti birbirini tanımayan binlerce Nurcunun toplandığı yerde devleti hedef alıp milleti rahatsız edecek bir hareketin yapılmaması herkesi memnun etti.
VAN MEVLİDİ VE "MEVLİD ŞEHİDİ" ÇAYCI EMİN BEY
Cemaatle eda edilen ikindi namazını müteâkip Avukat Gültekin Sarıgül, misafirler adına veda konuşması yapacağı sırada kalabalığın arasından çıkan Antepli Fethi, mikrofonu hızla aldı ve muhtevasını kimsenin tasvip etmediği bir şeyler söyledi. Gültekin mikrofonu geri alınca kaçıp ortadan kayboldu. Bu provokatif hareket üzerine mevlid tertip heyeti ve misafirlerin bazıları tutuklandı.
"Ya Rabbî! Cemaatimize gelen bu musibeti bertaraf eyle. Şayet bedeli bir can ise benim canımı al. Yeter ki bu kudsî hizmete zarar gelmesin."
Hasta olduğu için mevlid merasimine katılamayan Çaycı Emin Bey hâdiseyi duyunca yatağından kalktı, kıbleye doğru dönüp böyle dua etti, giyindi. Üstadının hediye ettiği yün atkıyı boğazına sardı. Şoförün itirazına aldırmadan arabaya bindi ve hızla sürmesini söyledi. Yolun bozuk olması yüzünden meydana gelen sarsıntı belindeki rahatsızlığı iyice arttırdığı ve acılar dayanılmaz bir hâl aldığı hâlde yola devam etti.
Hızlı nefes alıp vermek maksadıyla başını camdan çıkarıp gökyüzüne baktığında semanın mavi derinliğinde birkaç beyaz bulut kümesinin dolaştığını gördü. Çok geçmeden bulutlar çoğalıp yağmur başladı. Uzun süredir yağmur yağmadığı için rahmete hasret hissiyle biraz daha eğilip yüzünü semaya çevirdiği sırada ardı ardına birkaç şimşek çaktı. Nuranî bir ışık huzmesi çarpınca araba alev aldı. Vücudu da araba ile birlikte yandı ama atkının üstünde kalan başına hiçbir şey olmadı.
"Üzerine yıldırım düşen Emin Bey, Nur cemaatinin üzerine gelecek yıldırımları kendine çekerek şehid oldu. Mevlid şehidi..."
Mustafa Sungur'un böyle tevil ettiği vefat hâdisesi Nurcuları tesellî etti ise de Van'ın emniyet kuvvetlerini ve adliye mensuplarını pek etkilemedi. Hâdise ülkede gündem oldu. İttihad'ın yanı sıra Bugün ve Sabah gazeteleri de haberi manşetten verdi. Avukat Bekir Berk, Adâlet Partisi Senatörü Tevfik Paksu, Millî Türk Talebe Birliği Başkanı İsmail Kahraman ve cemiyette adı bilinen, sözü geçen pek çok kişi ile birlikte Van'a giderek maznunlara destek verdiler.
MAZNUNLAR HAKSIZ VE HUKUKSUZ TEVKİF EDİLDİ
Gösterilen haklı tepkiler de yapılan hukukî itirazlar da Yargıtay Başkanı İmran Öktem'in talimatıyla maznunların tevkif edilmesini isteyen savcıya ve savcının eşi olan bayan hâkime tesir etmedi. Avukat Gültekin Sarıgül, Selâhaddin Akyıl, Bahaddin Gürsoy, Erol Kuralkan, Mustafa Ateşman, Müştak Zernekli ve Rahmi Erdem tevkif edilerek hapse atıldılar.
Van'da resmî zevatın inadı hat safhadaydı. Senatör, milletvekili ziyaretleri, gazeteci akınları, dernek protestoları, gazete manşetleri, dergi yazıları, vatanın dört bir yanından yağan tel'in telgrafları ve Bekir Berk'in müessir müdafaaları, maznunları tahliye ettirmek şöyle dursun, hapishanede onlara yapılan baskıları, zulümleri, keyfî muameleleri azaltmaya bile yetmedi.