Yazar, Bursa'da heykel dikme konusunda iki ideoloji arasında yaşanan mücadelenin topluma yönelik büyük zarar verdiğini ileri sürmektedir. Kemalistler ve İslamcılar saygı gösterisi adına heykel dikmeyi tarih ve din hukuku açısından yanlış bulduğu için eleştirmekte, bunun sonucunda bu insanların halk nezdinde küçüldüğünü ve mahşerette hesap vereceklerini vurgulamaktadır. Peki, saygı gösterilmesi istenilen kişi, kendisine dikilmesini hiç istemeyen bir heykelle nasıl onurlandırılmış sayılabilir?
"Her şeyde bir ihlâs ver. Hatta muhabbetin de ihlâs ile bir zerresi, batmanlarla resmî ve ücretli muhabbete tereccüh eder." (Mesnevî-i Nuriye, s. 146.)
Dizi: Bursa'nın Fethinin 700. yılı - 12
İSLAM YAŞAR'IN KALEMİNDEN...
Bediüzzaman Said Nursî'nin söylediği bu muhabbet hakikati, memleketin her yerinde olduğu gibi Bursa'da da yaşanıyor. Bir yanda devlet adına gösterilmesi emredilen; sevdiğini söylememe veya sevmediğini söyleme cesareti gösterenlerin çeşitli bahanelerle en ağır şekilde cezalandırıldığı kanunî saygı, resmî sevgi; diğer yanda milletin hemen her ferdinin hasbî bir hâlet-i ruhiye içinde yaşadığı hâlisâne muhabbet.
Meselâ Bediüzzaman Said Nursî, Afyon Hapishanesi'nde iken reis-i cumhura gönderdiği istidada 'Bazı garazkârların, Mustafa Kemal'in dostluğu ve tarafgirliği vesilesiyle kendisini ezmeye çalıştıklarını söylemiş; 'Bir hadis-i şerifte Kur'ân'a zararlı bir adam çıkacak dediğini ve M. Kemal o adam olduğu' için sevmediğini ifade etmişti.
Bu tavrı ile aynı zamanda 'Şereflerin, müsbet hayırların, maddî manevî ganimetlerin orduya verildiği, kusurların, menfî icraatların başa, reise verildiği kaidesini yerine getirdiğini, aslında şanı, şerefi gasp edilip büyük zaferine gölge düşürülen ordunun yapması gereken bu vazifeyi ordu yapmadığı için kendisinin yapmaya mecbur kaldığını' hatırlatmıştı.
Ardından "Beni, onu sevmemekle itham edenleri, kahraman orduyu sevmemekle ve şereflerini kırmakla itham edip onlara hain-i millet nazarı ile bakıyorum" (Emirdağ Lâhikası, s. 324.) diyerek hem tavrının sebebini anlatmış, hem de haklı ve makul ifadelerle, millet adına onlara hak ettikleri cevabı vermişti.
HEYKEL SEVİCİLİK DARBE DÖNEMLERİNİN MİRASI
Hâl böyle iken, Bilhassa kanlı 12 Eylül 1980 darbesinden sonra cinnet hâlini alan heykel dikme hamakatı, Halkçı Kemalistlerle milliyetçi muhafazakârlar arasında kıyasıya bir yarış halinde Bursa'da da bütün hızı ile devam ediyor. Her aklına esen akl-ı evvel, her önüne gelen boşluğa kendince değer izafe ettiği kişilerin heykellerini dikiyor.
Bununla iktifa etmediler. Belediyenin imkânları ile bastırdıkları resimli bayrakları halka bedava dağıtarak evlerinin balkonlarına, pencerelerine asmalarını telkin ediyorlar. Vatandaşlardan bazısı alıyor, bazısı almıyor. Bu sefer mahallelerde resimli bayrak asanlarla asmayanlar birbirlerine farklı gözlerle bakmaya başlıyorlar. Almayanlar veya alıp da asmayanlar zabıta çavuşları tarafından fişleniyor.
Kendilerini aynı zamanda 'solcu, sosyal demokrat' diye adlandıran Halkçı Kemalistler sokak başlarına, cadde kenarlarına, parklara, bahçelere Mustafa Kemal'in heykellerini, büstlerini dikip anıtlarını yaptırmayı hayatlarının gayesi sayıyorlar ve heykellerin sanat değerinden ziyade alçı, beton, dökme demir, tunç, paslanmaz çelik gibi kullandıkları malzemelerle öğünüyorlar.
Onlara mukabil kendilerini milliyetçi, mukaddesatçı sayan, 'akıncı, ülkücü, alperen' sıfatlarını sahiplenen, İslâm'ı yaşamaktan ziyade savunmayı seven taifeler de kazara Mustafa Kemal'in heykellerinden boş kalan yerlere Osman Gazi'nin, Orhan Gazi'nin, Yıldırım Bayezid'in, Fatih Sultan Mehmed'in, Alpaslan'ın ve başka din ve devlet büyüklerinin heykellerini dikerek millete hizmet ettikleri iddiasında bulunuyorlar.
Dünyada kimse onlara yaptıklarının hesabını sormuyor, onlar da millete hesap vermeyi hesap etmiyor. Ama bu dünyanın bir de ahireti var ve orada herkes Zilzal Sûresi'nin "Kim zerre kadar bir iyilik yapsa, onun mükâfâtını görür. Kim zerre kadar bir kötülük yapsa onun cezasını görür" mealindeki 7. ve 8. ayetleri mucibince yaptıklarının hesabını verecekler.
Halkçı Kemalist zümre Mustafa Kemal'in Nutuk'unu, ilke ve inkılaplarını esas aldığı için meleklerin 'Kur'ân'ın yasak ettiği bu heykelleri niçin diktiniz' sorusuna 'atamız istedi biz de diktik' diyebilirler. Cevaplarının kendilerini kurtarmayacağı muhakkak. Ama en azından 'Kişi sevdiğiyle beraberdir' hakikati mucibince Ata'larının gittiği yere gitmek pahasına yanlış da olsa verecekleri bir cevap var.
Allah'a inandığını, Kur'ân-ı Kerîm'i esas aldığını, Sünnet-i Seniyyeye uyduğunu iddia eden taife, acaba meleklerin o sorusuna ne cevap verecek Verecek cevap bulamayıp medet istercesine heykellerini diktikleri Osman Gazi'ye, Orhan Gazi'ye, Bayezit Han'a, Alpaslan'a, Fatih Sultan Mehmed'e ve diğerlerine baktıklarında onların 'Bre nadan, ben bile heykelimi diktirmemişken sen ne cür'etle benim heykelimi diktin' hitabına 'Birilerinin heykeli vardı, onlara nisbet ettim mi" diyecekler
Onlar 'O heykellere nisbet edip bizim heykelimizi dikeceğinize, Allah'ın emrine uyup Kur'ân'a, Sünnete ittiba ederek himmetinizi, cesaretinizi ve size emanet edilen ama sizin şahsi sermayeniz gibi hovardaca harcadığınız beytü'l-malı o heykelleri kaldırmak için kullansaydınız ne olurdu' dediklerinde mahşerde hallerinin nice olacağını hiç düşünmezler. Hamakatın böylesi cahiliye devrinde bile yaşanmadı.
***
HEYKEL VARSA SEVGİ YOKTUR
Birbirine zıt tabirler bunlar. Bir yerde heykel varsa sevgi yoktur, sevgi varsa heykel yoktur. Resmî zevat, heykelini dikmeyi o kişiye sevgi gösterisi sayıyor ve yaptığıyla övünüyor. Halbuki heykel dikme hususunda ve dikilen heykeller hakkında halk arasında çok farklı hadiseler yaşanıyor, değişik sözler söyleniyor, yorumlar geliştirilip gülünç, ibretli, argo, jargon yakıştırmalar yapılıyor.
Bursa'nın kenar mahallelerinden birinde bu günlerde yaşanmış hadise. Beş altı yaşlarındaki oğlunun okuldan dönme vaktinin geçtiğini gören anne telâşlanmış ve her gün geldiği yoldan giderek aramaya çıkmış. Sokağın köşesini döndüğü zaman oğlunun geldiğini görüp biraz rahatlamış ama sormadan da edememiş.
-Bu vakte kadar nerdeydin oğlum
-Kara adamın yanındaydım anne.
-Kara adam da kim
-Parkta duran kara adam var ya, onun yanındaydım.
-Ne yapıyordun orada
Bu arada annesinin yanına yaklaşan çocuk onun hiddetle sorduğu soruyu duymazdan gelmiş. Gecikme mazeretini mazur gösterip annesinin merak hislerini tahrik ederek öfkesini dindirmek ve muhtemel cezasını hafifletmek için elinden tutup hafifçe kendisine doğru çekerek sesini biraz daha yükseltmiş.
-Anne, ne olmuş biliyor musun
-Ne olmuş
-Kara adam altına işemiş.
-Doğru konuş.
-Yemin ederim.
Pazara giderken parktaki heykelin belediyenin temizlik işçileri tarafından hortumla yıkandığını gören kadın, heykelin daha kurumadığını, altındaki ıslaklığı görünce çocuğun onun işediğini sandığını anlamış. ocuk o zannını yüksek sesle söylediği için birilerinin duyup şikâyet etmelerinden korkmuş. Telâşla etrafa bakınmış, kimsenin olmadığını görünce rahatlamış ve çocuğu kolundan tutup hızlı adımlarla evine doğru yürümüş.
OCUK GÖZÜYLE 'KARA ADAM'
ocuğun nazarı ile bakıldığında, şehrin hemen her meydanında ve büyük parklarında kara adamlar duruyor. Heykellerin bakımı insanların bakımından daha zor. Bir de heykele kutsallık izafe edilirse zorluk tehlikeye dönüşüyor.
ünkü dünyada başka örneğine rastlanmayan ve affı olmayan koruma kanunu halen meriyette olduğu için o tabirlerden biri duyulduğu anda söyleyen kişi kendini karakolda bulur. eşitli işkencelere maruz kalarak ifadesi alındıktan sonra mahkemeye sevk edilir. Bazen Kadir Mısıroğlu gibi ancak deli raporu verilerek kurtarılır.
Bazen Hacı Polat gibi okul bahçesinde oynarken büstün kırılmasına sebep olan ortaokul talebesine ceza verilir, ailesine yeni bir büst diktirilir. Bazen Nimetullah Kurdoğlu gibi On Kasım töreninde 'adıtürk' dediği için vazifeden alınır, soruşturma geçirir, sürgüne gönderilir. Bu suçlardan biri tekrarlanırsa ceza birkaç kat arttırılarak çektirilir.
HER HEYKEL FAYDA DEĞİL, ZARAR VERİYOR
Hal böyle olunca dikilen her heykel hem dikene hem dikilene, hem seyredene, hem bekleyene, hem devlete, vatana, millete; maddî, manevî, içtimaî, hissî, siyasî, adlî hususlarda faydadan çok zarar veriyor. Hem de büyük gösterilmeye çalışılan insanlar, halkın gözünde böyle küçük düşürüyorlar.
Heykelinin dikilmesini istemek, birinin heykelini dikmek veya dikilmesine yardın etmek Kur'ân-ı Kerîm'in hükmü ile yasaklandığı, peygamber Efendimiz (asm) tarafından lânetlendiği için Yapılan işi günah ciheti ve ahiret mesuliyeti de var, ama resmî makamlar ve mahallî merciler yine de heykel dikme yarışına davam ediyor.

5