Türkler insandır

Bahadırhan Dinçaslan'ın çıkardığı TamgaTürk dergisinin Eylül sayısında yine Dinçaslan'ın yazdığı başyazıyı okuyordum. Şu iki cümle bir dizi düşünce uyandırdı: "Oysa Türkler insandır, insan toplulukları ortak bir rüya gören fertlerden ibarettir. O fertlerin her birinin gölgesi, Yahya Kemal'e Üsküdar'ın Dost Işıkları'nı yazdıran hülyayı besler."

Niye Üsküdar'ın Dost Işıkları Şiire bakalım: "Karşımda köhne Üsküdar'ın dost ışıkları..." dedikten birkaç mısra sonra şöyle devam ediyor:

"Dünya yüzünde, bir sefer olsun, tanışmadan,

Öz çehrenizle sizleri görmekteyim bu an.

"Sizlersiniz bu anı ışıklarla Türk eden!

Eksilmesin şu mutlu şafaklar bu ülkeden!

"Gönlüm, dilim, kanım ve mizacımla sizdenim

Dünya ve ahirette vatandaşlarım benim."

HAYAL EDİLEN CEMAAT

Üsküdar'ın Dost Işıkları'yla aydınlanma... Bermutat kontrol ettim. Aynı aydınlığı üç yıl önce de duymuşum... Soğuk bağlantı yerine başlığı vereyim, arama motoru yazıyı bulur: "Üsküdar'ın Dost Işıkları'yla aydınlanma".

Görmeden "biz" deyip sevmek. Yahya Kemal'in şiirlerini topladığı Kendi Gök Kubbemiz'in "kendi"sinde de kubbemiz'deki "miz" ekinde de o görmeden bağlandığımız, görmeden sevdiğimiz milletimize duyulan sevgi vardır. Millet işte Benedict Anderson'un "Imagined Communities"inde anlatılan o "hayal edilen cemaat"tir. Toplumu bir arada tutan da bu sevgidir, devleti kuran ve yaşatan da bu sevgidir. İbni Haldun'un her zaman olumlu anlamda kullandığı "asabiyet" budur. Milletten küçük aşiret, soy-sop, nepotizm gibi bağları yaratan bölücü "asabiyye" değil.

MİLLİYETÇİLİK VE IRKÇILIK

Bakınız sosyal psikoloji ile açıklamaya çalışayım. Sosyal psikolojinin şafağında Muzaffer ve Carolyn Şerif'in onlardan sonra da Henri Tajfel ve John Turner'in deneyleri vardır. Her iki araştırma grubu da insanların gruplaşma, toplumlaşma içgüdülerini keşfetti. Grup oluştuktan sonra da iki duygu öne çıkıyordu. Biri, kendi grubuna duyulan bağlılık ve sevgi. Diğeri başka gruplara duyulan iticilik. Sosyal psikolojide bunlara "in group ~ iç grup" ve "out group ~ dış grup" deniyor. Hislere de iç çekim ve dış itim diyelim. İşte milliyetçilik bu iç çekimin oluşturduğu histir. Dış itim ise ırkçılığa götürür. Rahmetli Dündar Taşer, "Bizim milliyetçiliğimiz kendimize değer verdiğimizdendir, onların milliyetçiliği başkalarını aşağı gördüklerindendir." diye özellikle Batı'nın ırkçılığını açıklardı.

Hayal Edilen Cemaatler'in yazarı Benedict Anderson da bu ayrımı pek kuvvetle yapar:

Imagined Communities (Verso 2006) sayfa 141-142'den aktarıyorum1:

İlerici kozmopolit entelektüelin (daha ziyade Avrupa'da mı) milliyetçiliğin neredeyse hastalıklı karakteri, Öteki'ne yönelik korku ve nefreti ve ırkçılıkla yakınlığı üzerinde ısrar ettiği çağımızda, milletlerin sevgi-hatta derin ve fedakârca sevgi- ilham ettiklerini insanlara hatırlatmamız gerekir. Milliyetçiliğin kültür ürünleri —şiir, edebiyat, müzik, plastik sanatlar— bu sevgiyi binlerce farklı biçimde ve üslupta gösterir. Hâlbuki korku ve iğrenme ifade eden milliyetçi ürünler pek enderdir.

Ne kadar bizi anlatıyor. Yalnız bizde "ilerici kozmopolit entelektüel"e bir de "Siyasi İslamcı kozmopolit entelektüel" ekleniyor.

Aynı eserin 149-150'nci sayfaları da şöyle: