Ailemden, dostlardan mesaj var mı diye elektronik postamı açıyorum. Köşeden bir "bildirim" tıngırdıyor. Bir siyasi demiş ki... Ona dönüyorum. Tınnn. Bu sefer gazeteden bir bildirim. Gazeteyi açıyorum. Haberi tam okuyacağım, "Taichi yap rahat et!" diyen bir mesaj, ekranı kaplıyor. Sağlığım için şartmış ve başka yolu yokmuş... Derken telefondan anlamını unuttuğum bir tıngırtı yükseliyor. Bari elektronik postaya döneyim. 2025'in en önemli kitapları. Hepsi hemen indirmeye hazır. En çok ilgilendiğim konuda düzinelerce makale de var. Ben bu e-postaların hepsine ne zaman abone oldum Bir kısmına para bile vermişim...
BOL UCUZLAR, KIT PAHALANIRBilgi bol. Bilgi mi bol, malumat mı bol Öyle ya bilgi, ancak malumatın biraz daha çeki düzen görmüşüdür. Biz "bilgi çağı" diye tutturduk. Bu kavramı icat edenler bilgi çağı demedi, malumat çağı, "information age" dedi... Malumat çok, bilgi de hemen ardından geliyor. Malumat ve bilgi bizi boğmak üzere. Bu kadar bol şeyin değeri nedir Ekonomi bilimi ne der Bollaşan ucuzlar. Azalan, zor ulaşılan, kıtlığı çekilen şey değer kazanır. O hâlde bu – ne çağı olursa olsun işte o şeyin çağında – değerlenen bilgi değil herhâlde. Nedir az bulduğumuz Kıtlığı çekilen
Kıtlığını çektiğimiz şey dikkattir. Hem kendi dikkatimiz paramparça olup dağılıyor hem çevremizdekilerin, yakınlarımızın dikkati... İnsanları yakasından tutup, "Bana bak! Cümlem bitene kadar olsun şu telefonuna bakma!" demek geliyor içimden. O yakasından tutulup "Dur yolcu!" denileceklerin arasında ben de yok muyum Kaç kitap yarıda kaldı. Artık kitap değil özet mi okusam Özetin özetini mi
DİKKAT ETMEK YERİNE DİKKAT ÇEKMEKAslında Chris Hayes adlı yazar ve sunucunun Sirenlerin Çağrısı kitabından bahsediyorum. Alt başlık şöyle: Dikkat nasıl dünyanın en nesli tükenmek üzere olan kaynağı hâline geldi. Dikkat az bulunan bir meta. Ve sizin dikkatiniz, benim dikkatim için insanlar, şirketler para ödüyor. Tıklayasınız diye, olmadık, sık sık da düpedüz yalan başlıklar, fotoğraflar koyuyorlar. Sonra bir daha tıklayın diye... Dikkat avcısı profesyoneller bunlara "click bait ~ tıklama yemi" diyor. Yiyen de sizsiniz. Her tıklayışınızda.
Hayes, "Artık", diyor, "dikkati bir noktaya toplama imkânsız gibi. Bunun için dikkat etmek yerine dikkati çekmeye yöneliyorlar." Buna "slot makinesi modeli" diyor. Hani şu kolunu çekince ekranda bir sürü şeklin aktığı, sizin de ne zaman üçü aynı olacak da para kazanacağım diye beklediğiniz kumar makineleri. Dikkat avcıları o makinelerin psikolojisini kullanıyor. Her tıklayışınızda farklı ve dikkatinizi bir saniye olsun çekecek bir şey. Okumasanız da olur. Yeter ki tekrar tıklayın. Başka bir resim, başka bir video, başka bir trol lafı, başka bir komplo teorisi. Tıkla, tıkla. Sayfayı kaydır, sonra bir daha kaydır. Durmasan da olur. Kaydır, tıkla...
SİRENLERİN SESİYazar hâlimizi anlatırken de kitabına isim verirken de Yunan mitolojisindeki Sirenleri kullanmış. Sirenler, bir Ege adasında mukim, deniz kızı gibi yaratıklar. Dayanılmaz güzellikte sesleri var. Hadi o kadar da güzel olmasın ama dayanılmaz çekicilikte diyelim. Yakından bir gemi geçerken şarkı söylemeye başlıyorlar. Sirenlerin davetkâr sesi... Gemiciler o sese kapılıyor, direnemiyor ve o sese doğru gidiyor. Akıbetleri adanın çevresindeki kayalıklara çarpıp parçalanmak ve denizin dibini boylamak. O mitlerden bize bugün polis, cankurtaran, uyarı vs. araçlarının düdük seslerinin ismi kalmış: Siren.

7