İnsan, diğer insanlarla birlikte iş yapabildiği için hayatta kalmış, üreyip dünyaya hâkim olabilmiş. Birlikte yapılan işlerin başında da topluma ait işler ve hizmetler gelir. Ahlak, insanın toplumda yaşayabilmesi için kendine koyduğu kurallar bütünüdür. İnsanın diğer insanların hakkına tecavüz etmesini önleyen kurallar. Haksızlığa, soyguna, birlikte üretmediği hâlde tüketmede ortak olmaya kalkanlara karşı kurallar... Bu ihlalleri genellikle kanunlar sınırlar ama ahlak da büyük çapta diğer insanların haklarına tecavüz etmeme, onları kandırmama üzerine kuruludur. Kanunun yasakladıklarını ahlak da yasaklar ama ahlakın her yasakladığını kanun yasaklamayabilir. Yalnız yasaklar değil yükümlülükler, davranış kuralları için de aynı şeyleri söyleyebiliriz.
Toplumda insanın eylemlerini sınırlayan iki çember düşünebilirsiniz. Daha dar olan, ahlakın yasak ve yükümlülük çemberidir. Ondan biraz daha serbest olup daha dışardan geçen de kanunun yasak ve yükümlülük çemberidir. Toplumları birbirinden ayıran temel fark, o toplumdaki bireyin bu çemberlerin sahipliğine dair fikirleri ve hisleridir.
BENİM Mİ ONUN MUMedeni toplumda kişi şöyle düşünür: Bu kurallar bizim koyduğumuz kurallardır. Toplum benim toplumum, yasak ve yükümlülükler de benim toplumumun selameti için herkesin uyması gereken mecburiyetlerdir. Bizim, biz...Bazı toplumlardaysa bunlara hiç benzemeyen hisler ve düşünceler hâkimdir. Kuralları birileri koymuştur ama bunlar dışardan konulmuştur. Uymayana ceza varsa yasaklara ve yükümlülüklere ceza zoruyla uyarım. Ama ceza yoksa mecbur da değilim. Ceza var fakat onun çevresinden dolaşabiliyorsam oh ne âlâ. Aslolan bir numaradır. Yani benim.
"Aslolan bir numaradır" akımı, geçen asrın ikinci yarısında, hani şu 68'liler hareketleriyle eş zamanlı doğmuştu. Temel slogan şöyleydi: "Bir numaraya göz kulak olmak" (~ Looking out for number one).
Tabii "bir numara" tek kişi değildir. Ben ve benim akraba taallukatımdır. Aslolan millet değil, milletin içinde ve benim de mensubu olduğum her türlü daha küçük gruplardır. Toplum onlardır, biz değil. Ben hiç değilim. Bunlar bizim değil onların kurallarıdır. "Bizim, biz" demiştik ya; şimdi "Onun, onların, onlar" diyoruz...
SEVDİĞİM "O""O", bazen sevmediğimiz bir üçüncü şahıstır. Düzeni o kurmuştur, biz isyan etmekteyiz. Başka türlüsü de var. "O", düzeni kurup etrafına lütuflar dağıtan kişidir. "O", her şeye hâkimdir, her şey ondan sorulur. Bana günlük ekmeğimi veren de odur. Bu yüzden onu severim.
Fakat ister sevdiğim ister sevmediğim olsun, onun kuralları benim dışımdadır, benim kurallarım değildir ve onların etrafından dolaşmak benim çıkarımaysa ve bundan başıma bir şey gelmeyecekse dolaşırım. Hile de yaparım, yalan da söylerim: Yalandan kim ölmüş
"O", bana günlük ekmeğimi nasıl verir Çok fakirsem sosyal yardımla. Ama bu pek azdır. Asıl lütfu bana iş vermesidir. Beni, iyi gelirli makamlara getirmesidir. Ben o makamlarda ne yaparım Onun talimatlarını yerine getirir, lütuflarının karşılığını vermeye çalışırım. Dikkat ediniz, makamın var oluş sebebi bana sağladığı yarardır. Bir de benim "O"na verdiğim hizmet. Mesela "Al şunları da tayin et!" derse gün geçirmeden öyle yaparım. İyi hizmet edersem belki birkaç makam daha tevcih edilir bendenize.

27