Osmanlı Türk müydü

Tuhaf saplantılarımız vardır. Mesela Osmanlı üstüne, mesela Türkçe üstüne. Uzun süredir bu konuları yazmayı düşünüyordum. Geçen haftaki yazılarımdan birine gelen bir "yorum" uykudaki bu düşünceyi canlandırdı. "Ender" rumuzuyla yazan bir yorumcu bakın neler demiş: "Osmanlı Türk değildi elbette. Kendilerini hiçbir zaman Türk devleti diye adlandırmadılar. Sonradan milliyetçilerin yamaması bu. Mehter marşlarında geçen sözler de sonradan yazılmış uydurmalar. Aslında yok Türk lafı, hiçbir yerde geçmez. O kadar Osmanlı yazısı kitap var. Türklerden bahseden yoktur hiç. Ben Türklerin babasıyım falan demezler padişahlar asla. Milliyetçilik moda olunca bir zamanlar bizimkiler de böyle bir tarih uydurdular. Onun da devri geçti."

"Merhametten maraz doğar" diye bir sözümüz vardır. Cehaletten de köşe yazısı doğuyor, bakın!

Hangi ucundan tutayım Haydi Osmanlı'nın ilk zamanlarından başlayalım.

SULTAN MURAD KENDİNİ TÜRK SANMIŞ!!!

Neşrî'nin Kitâb-ı Cihannümâ'sında I. Murad, Kosova Savaşı'ndan evvel Sırp Kralı hakkında şöyle konuşturulur:

Kimse tabancasın yimeyen, kendü tabancasın demürden sanur. Ve kedi karanu evde kendüyü arslan tevehhüm ider. İnşallah ana Türk erliğin gösterem...

Neşri Cihannümâ'yı 15. asrın sonunda yazmış ve Sultan İkinci Beyazıd Han'a sunmuş. Yani Birinci Kosova'dan bir asır sonra. Öyle anlaşılıyor ki hem Sultan Murad Han hem de Sultan İkinci Beyazıd Han Türk erliğinden haberdardır ve onunla iftihar etmektedir.

Hemen yakalandım. Şimdi bir dâhi çıkıp, bu uydurma, o zamanlar tabanca yoktu deyiverir! Tabanca Türkçe bir kelime ve tokat, sille anlamına gelir.

FATİH DE YANILANLARDAN!

15. asırdan devam edelim. Aşağıdaki pasajı Fatih Kanunnamesi'nden naklediyorum:

"Ve olmağa bâ'is oldur kim, ol zaman kim, sa'âdetle İslâmbol'u feth eyledikleri zamanda Eğri Kapu kurbünde Tekfur-ı makhûrun sarayına konub Ayasofya Câmii'nin çanların yıkub minârelerin binâ edüb cum'a namazına azîmet buyurub geri saraylarına döndüklerinde yeniçeri ocağı yoldaşları Padişah-ı cihân-penâh Hazretlerini selâma durduklarında Padişah-ı âlem-penâh Hazretleri sağına ve soluna selâm vericek içlerinden birisi 'Aleyküm'üs-selâm Muhammed Beşe'dedi."

Padişâh dahi Saray'a gelicek ol zamanda Düstur-i a'zamları olan Mahmûd Paşa'yı da'vet edüb 'Lala! Bu oğlan benim selâmımı aleyküm selâm Muhammed Beşe deyü almakdan murâd nedir Ve bu nasıl selâm almakdır' deyicek, Mahmûd Paşa bunların kâfirden Müselmân olub ümmî olduklarını ve bunların yanında 'Beşe' demekden azîm ta'zîm olmaduğunı bir bir beyân edicek Padişah Hazretleri dahi eytti: 'Lala, dediğin gerçekdir. Amma kaçan bu denlü Türkçe bilmemek ne âlemi vardır Bunları bari cem' eyledikden sonra Türk üzerine verüb Türkçeyi öğrense ve belâya mu'tâd olub ba'dehû ulûfeye yazdırub ve ba'dehû ba'dehû kapuya çıkarsalar, dahi sefer-i zafer‑âsâra gönderseler olmaz mı İdi'"

Allah Allah! Hazreti Fatih "Türk üzerine verin!" diyor. Acaba Türklüğü hangisi icat etti Birinci Murad mı, Fatih mi, İkinci Beyazıd mı

NERDEN ÇIKTI BU OSMANLI

Bu padişahlar pek Türkçü galiba. Kimse de onlara Türklüğün henüz icat olunmadığını söylememiş. Türk, Türk diye ortalıkta dolaşıp duruyorlar. Peki kendi soyları hakkında ne düşünüyorlar Malum, hanedanlar, hatta daha küçümen ama asil sülaleler şecereye pek meraklıdır. Acaba Osmanlı'nın şeceresini o tarihlerde Osmanlıların tarihçileri nasıl anlayıp yazıyordu