Kitapsız memleket!

Okumanın hayatımızdaki yeri, kitap piyasası, okumanın ekonomisi. Bunlar beni birinci derecede ilgilendiren konular. Bu hususlarda, siz okuyucularımla birkaç kez dertleştim. Yine zamanı geldi galiba. Zamanın gelişini bu defa tetikleyen şey, bir dost meclisinde sesli kitap hakkında söylenenlerdi. Türkiye'nin büyük kitap yayımcılarından biri 'sesli kitabın ekonomik cazibesi yok' demiş. Kötü haber!

Basılı kitabın ekonomisi zaten problemli sularda; elektronik kitap bir türlü kalkışa geçemedi ve şimdi de sesli kitap... Cazip değil!

Sesli kitabın yurt dışında ve yurt içindeki durumuna bir bakayım dedim.

Yurt dışında sesli kitap piyasası bir patlama yaşıyor. ABD'de 2025 yılında sesli kitap satışları 2,43 milyarı bulmuş. (Axis Intelligence) Dünya çapında rakam 8,7 milyar dolar ve 2030'da 35,47 milyar dolar olacakmış (VoxBooster.com). Yıldan yıla %26,2 büyüme! Üretim kolaylaşıyor ve ucuzluyor ama asıl sürücü, herkesin cebindeki akıllı telefon. Bir zamanlar sesli kitap dinlemek için pahalı mp3 çalıcılar kullanırdık.

Sesli kitabın, dünya kitap pazarındaki payı 2014'te %6 iken 2025'te %31'e çıkmış. Beş kat artış! (immersivepoetry.com)

YA TÜRKİYE'DE

Dinleyici sayısına bakalım: ABD'de Axis Intelligence'ın bu yıl yapılan taraması şu bulgulara erişmiş: Yetişkinlerin %58'i, hayat boyu en az bir kez sesli kitap dinlemiş. Peki son bir yılda Yetişkinlerin %51'i evet, dinledim demiş (VoxBooster). Demek bir kez dinleyen bırakmıyor, devam ediyor.

Derken Türkiye'ye baktım. Manzara öyle iç açıcı değil.

2025'te sesli kitap pazarımız 31,64 milyon dolar. ABD'nin 77'de biri. Nüfusumuzun, ABD'nin yaklaşık dörtte biri olduğunu düşünürseniz bu rakamın 500 milyon dolar olması beklenirdi. 2030'da 42,65 milyon dolara çıkacakmış. Büyüme hızımız %6,16 (Statista Market Forecast). Yukarıda verdiğim, dünyanın %26,2 hızı ile karşılaştırın. Hâlbuki Dede Korkut'un ve aşık geleneğinin ülkesinde, sesli kitaptan daha ümitvâr bir gelecek beklenir.

YAZARAK GEÇİNMEK

Dönelim basılı kitaba... Bu işin alıştığımız normal piyasası şöyle işler: Yazar kitabını yazar, yayınevi kitabı yayımlar, tanıtır ve dağıtır. Yazar emeğinin karşılığını telif ücreti olarak alır, yayınevi, satıştan kâr eder ve çark böyle dönmeye devam eder. Şimdi buna yepyeni ve benim olumlu bakamadığım bir başka yol eklendi. Yazar kitabını yazıyor. Yayınevine gidip masrafını cebinden ödeyerek bastırıyor. Yayınevi burada yayınevi değil de matbaa komisyoncusu gibi. Bu matbaa komisyoncularına bir zamanlar "çantacı" derdik. Tabii bu ekonomik mekanizmada kitabın satışı, tanıtım ve dağıtımı ikinci planda. Sözde "yayınevi", yazardan ücretini alınca işinin büyük kısmı bitmiş hâlde. Kitap çat pat satar da satış geliri de olursa ne âlâ. Satmazsa da ne âlâ. %50 telif veriyoruz diye reklam yapan "yayınevleri" türedi. Maliyetini ve kârını baştan cebe attıktan sonra satışın yarısını da yazara veriyorlarmış! Buna da telif diyorlar. Vergiden kaçınmak için.

Yazarak geçinebilir misiniz Çok ama çok zor ve giderek de zorlaşıyor.

Yayınevi gibi yayınevlerinden biriyle konuşup Türkiye piyasasındaki manzarayı biraz daha yakından gözleyeyim dedim. Köklü yayınevlerimizden Ötüken'in editörü Göktürk Ömer Çakır'la görüştüm. Yukarıda anlatılanları teyit etti. Birçok kitaplarının sesli piyasada olduğunu fakat kasaya pek küçük rakamların döndüğünü söyledi.