Hülle

Toplum varsa kanun vardır. İster modern toplumlardaki gibi yazılı ister binlerce yıl önceki gibi sözlü. Toplum varsa dedim, toplum her zaman vardır. İnsan toplumsuz olmaz. Bu başka bahis; bugün kanundan, kuraldan, töreden yazmak istiyorum.

Bir taraftan töreye, kanuna, şeriata nasıl uyulması, itaat edilmesi gerektiğine dair abartılı mı abartılı deyişler, hükümlerimiz var: Şeriatın kestiği parmak acımaz. Hukukun devlet başkanını bile yargıladığı, yargılayabileceği hakkında sayısız anekdotumuz, hikâyemiz var: "İl gider töre kalır!" Demek ki bırakın devlet başkanını, devlet bile yok olabilir ama kanun kalır!

HUKUK DÜZ OLMAZSA HALK FAKİRLEŞİRMİŞ

Devlet gitse de kanun kalır mı kalmaz mı bilemem ama Yusuf Has Hacib'in, Kutadgu Bilig'de yazdığına göre kanun giderse devlet kalmaz. Birkaç defa tekrarladığım bin yıllık nasihatını bir defa daha yazayım:

"Bu il tutguka köp er at sü kerek

Er at tutguka neng tavar tü kerek

"Bu neng alguka bir kerek bay budun

Budun baylıkınga törü tüz kodun

"Bularda biri kalsa törti kalur

Bu törti yime kalsa beglik ulur"

Günümüz Türkçesi ile şöyle:

"İl tutmak için çok asker ve ordu gerek.

Askeri beslemek için de çok mal (tavar) ve servet gerek.

"Bu malı elde etmek için halkın zengin olması gerektir.

Halkın zenginliği için doğru kanunlar(töre) konulmalıdır.

"Bunlardan biri ihmal edilirse dördü de kalır

Dördü birden kalırsa, beylik çözülmeye yüz tutar."

KANUNU DOLAŞMAK

Ekonominin düzelmesi için faizin çıkması, düşmesi falan tamam da asıl ve asıl hukuka, hukuk devletine ihtiyaç vardır diyenler, işte bu bin yıllık gerçeği tekrarlıyor. Yusuf Has Hacib bin yıl önce bunları yazma ihtiyacını duyduğuna göre herhâlde o günlerde de hukuksuzluk tehlikesini hissetti. Yoksa durup dururken neden "Kanunu doğru koymazsan beylik ulur!" gibi yöneticilerin canını sıkacak laflar etsin Bin yıl sonra bunları öğrendik ve hukuk devleti olduk, hukuksuz tek adım atmıyoruz ve koyduğumuz hukuk da doğru hukuk, tüz törü değil mi!

Kanunların bir lafzı bir de ruhu vardır. İş "ruha" bırakılmaz, kanun çıkarılırken gerekçesi de yazılır. Tıpkı ilahi kuralların "sebebi nüzul"ü, iniş sebebi gibi. Kanunlar da hazırlanırken, "Şu yasaktır da niçin yasaktır Şu sınırdır, haddir; niçin sınırlanmıştır, niçin had konulmuştur" sorularının izahı gerekçeye yazılır.

Kanunları kendimiz yaptığımıza göre kendi koyduğumuz kurallara uymamız gerektiği de muhakkak. Aksi, topluma "Ben seni önemsemiyorum." deme edepsizliğidir ve cezalandırılmalıdır.

Kendi koyduğumuz kurala kendimizin uyma gereği... Bu aşikâr. Gel gör ki böyle davranmıyoruz. Sanki o kuralları, o hadleri başkaları, mesela İngilizler koymuş, hatta düşmanlar koymuş, etrafından dolaşmak mübahtır; kurnazlıktır, açıkgözlülüktür. Bu etrafından dolaşma aklını verenlere de "hukukçu" demiyor muyuz!

ERKEN SEÇİM HÜLLESİ

Devlet başkanının seçimle geldiği bütün ülkelerde seçilme sayısı sınırlıdır. Gerçekten seçimle geldikleri ülkeleri kast ediyorum tabii. Yoksa-adı lazımdeğil- seçimi %99 ile kazandıkları, kendilerine emri hak vaki olduğunda yerlerine oğullarının, yine %99 ile "seçildiği" ülkeleri değil.