Büyüyünce dolandırıcı olucam!

Fon dolandırıcılığının etkileri konuşuluyor. Daha çok bizim hisse senedi piyasasına, tasarruf fonlarına, Türkiye'nin risk primine ve aynı şeyin başka söyleyişi olan yabancı sermaye girişine – girmeyişine – etkisini... Döviz borçlanırken vereceğimiz absürt faizlere etkisini...

Bunlar, atılan nükleer bir bombanın doğrudan yıkım etkileri gibi. Şok dalgası, ısı dalgası...

Nükleer bombaların uzun erimli bir başka tahrip etkisi daha var. Nükleer döküntü, fallout... Bu hemen değil gecikerek ortaya çıkar. Hastalık şeklinde, sık sık kanser şeklinde... Maruz kalanların çocuklarını da etkiler. Yıkım, nesiller boyu sürer.

Dolandırıcılıklar, hele siyasileri de şüphe altında bırakan dolandırıcılıklar... Hele hele devlet kurumlarını, devlet mekanizmalarını bazen ihmalleriyle bazen icralarıyla zan altında bırakan dolandırıcılıklar. Bunların yalnız bizi değil, çocuklarımızı, torunlarımızı da etkileyen, ahlâklarını hasta eden döküntüleri var.

MAHALLENİN NAMUSSUZLUĞU

En son bir yıl önce yazmışım. Daha öncekiler de var. Arama motoruna, "Mahallenin Namusu" yazıp yanına da ismimi yazarsanız bulursunuz. İlk paragrafı şöyle:

"'Mahallenin namusu', tarihî şehir hayatımızın önemli bir değeriydi. Acaba neden İnsanların, komşularının davranışlarına bu hassasiyeti neden Kendilerini ilgilendirmeyen davranışlarına Çünkü şuurlu veya şuursuz şunu biliyorlardı: Namussuz mahalle, namussuz gençler yetiştirir. Sonra o gençler namussuz yetişkinler olur ve namussuzluk bir sarmal hâlinde yükselir. Bütün mahalle namussuzluk bataklığına gömülür."

Birkaç defa Columbia Üniversitesi Kültür Psikolojisi Profesörü Michael Morris'in Tribal kitabına atıf yaptım. Her bahsedişimde de "Hâlâ Türkçesi yok." diye hayıflandım. Sağ olsunlar Domingo Yayınevi, geçen temmuzda eseri, Kabile başlığıyla yayımlamış. Prof. Morris, araştırmalarında insanların toplumda üç şeye uyum gösterdiğini belirlemiş: Çevresindeki diğer insanların yapıp ettiklerine, yaşayan toplum önderlerinin yapıp ettiklerine ve geçmişteki toplum önderlerinin yapıp ettiklerine. Burada "önder" derken, yalnız siyasetteki önderleri değil, sanatta, düşüncede, toplumu toplum yapan bütün alanların önderlerini kastediyorum.

Bu üç etki olumluysa fertler de o davranışları benimsiyor. Tersi de doğru. Olumsuzluklar mahalleyi gerçekten namussuz mahalle yapıyor.

AMA HERKES YAPIYOR

Suçüstü yakalanan, daha kötüsü yakalanmayanın ilk savunması böyledir: Ama herkes yapıyor. Bunun şeddelisi de var: Ne yani, el âlem deveyi hamutuyla götürürken ben şu kadarcık rüşvet almışım, bu kadarcık yürütmüşüm, çok mu İşte bunlar, namusunu kaybetmiş mahallelerin işaret fişekleridir. Nedense bizdeki "muhafazakârlık" mahallenin bu alanlardaki namusunu muhafazaya pek aldırmaz. Hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk namus anlayışlarının kapsama alanı dışındadır. Tıpkı edebiyat, sanat, mimari, şehircilik mirasımızın da muhafazakârlık anlayışlarının kapsama alanı dışında kalması gibi.