Bir gün değil her gün demokrasi

Görünen o ki bazı "devlet adamları" gizli gizli iş yapmayı, halka açık etmeden mevzuat hazırlayıp hayata geçirivermeyi devlet umurunun gereği biliyor. Doğrudur. Bazı devletlerin umuru böyle işler ama öyle devletlere demokratik denmiyor. Emirlik, krallık, halk demokrasisi, gerçek demokrasi... Her sıfatı takınabilirler, sade suya demokrasi hariç.

Demokrasi, şehir meydanlarında, şehir meclislerinde bütün vatandaşların yönetime katılması, kural koyup kaldırması ile başlamış. Atina demokrasisini örnek verirler. İtalya'nın birleşmesinden önce Kuzey İtalya'da şehirler de böyle yönetilirmiş. Şehir meclislerinin kayıtları, yetişkin erkek nüfusun büyük bölümünün meclislerdeki toplantılara katıldığını, teklif verip teklifleri tartıştığını, oyladığını gösteriyor. Doğrudan demokrasi, yani halk idaresi... Fakat toplumlar büyüyüp millet olunca şehir devleti metotları yetmedi. Düşünün, Atina'da siyasete katkı yapma hakkına sahip vatandaşların sayısı 30-40 binden ibaret. Toplantılara bunların 6-8 bini katılırmış. Söz alıp konuşanlar da birkaç yüz hatiple sınırlı. Bu sayılarla bile doğrudan demokrasi kolay değil. Şehirden ülkeye geçilip de nüfuslar milyonları aşınca vatandaşların hepsinin doğrudan yönetimi yerine vekillerinin toplanıp tartışıp yönetmesine geçildi. Başka çare yoktu.

Belki bugün başka bir çare var. Başta internet ve diğer iletişim vasıtalarının yaygınlaşması ile birçok konuda doğrudan tartışma ve oylamalar mümkün olabilir. Bilim kurgu gibi geliyor ama imkân varsa birileri çıkıp uygulamasını da yapar.

ASLOLAN HALKIN YÖNETMESİDİR

Doğrudan veya dolaylı, metot ikinci plandadır; aslolan halkın, yani "demokrasi" kelimesindeki "demos"un ülkeyi yönetmesidir. ("Kratus" iktidar veya yönetim demek.) Bu anlayışla "aman halk uyanmadan şu işi bitirelim", "açık etme, tepki doğar, çaktırmadan halledelim, geçiversin" düşünceleri demokrasi değildir. Devlet umuru hiç değildir. Otoriter hastalıktır.

Yaşı müsait olanlar hatırlar; Sovyetler Birliği'nin artık yürümeyeceği iyice belirgenleşince durumu kurtarmak için son çare olarak iki yol belirlediler: Glasnost ve prestroika. Prestroika "yeniden yapılandırma" yani reform demekti. Makul bir seçim. Benim ilgimi çeken diğeri: Glasnost. Azerbaycan'da bunu "Âşkârlık" diye çevirmişlerdi. Güzel bir çeviri. Âşikârlık, açıklık. Fakat hastalık çok ilerlemişti ve önlemler geç kalmıştı. SSCB dağıldı.

"Aslolan halkın yönetmesidir" sözünü "aslolan halkın dört veya beş senede bir sandığa gidip oy kullanmasıdır" diye anlamamak lazım. İsveç'in V-Dem kurumu, bu metodu demokrasinin yerine koyan rejimlere "seçimli otoriter rejim" diyor. Hibrit rejim diyenler de var. Tam otoriter rejimden sadece bir çıt yukarıda. Demokrasi; dört veya beş yılda bir kriz gibi bir nöbet gibi "tutan" bir hâl değil, ülkenin her köşesinde ve her an işlemesi gereken bir mekanizmadır. Temelinde açıklık, hesap verme, tartışma, oydaşma vardır. Bunun yolu da iktidarın ne yapıp edeceğini halka açıklaması, muhalefetin de itiraz veya onayını açıkça söylemesidir.