1 Nisan şakasını beklerken

Sevgili okurlarım, açıkça söylemem gereken bir durum var. Pek çoğumuz "Artık şu 1 Nisan gelse de akla kara ortaya çıksa" diye düşünüyoruz. Ve mart da bir türlü geçmiyor. Ben bu durumdan iyice sıkıldım. Hele de nasıl, hangi kurallara göre yapıldığı belirsiz seçim anketlerinden, televizyonlarda binlerce kez söylenmiş sözleri ilk kez söylüyormuş gibi heyecandan kıpkırmızı yüzleriyle anlatan yorumculardan, tuhaf seçim sloganlarından, mahallelerde sonuna kadar açılmış sözleri anlaşılmayan parti şarkılarından sıtkım sıyrıldı.

Neyse arada ülkemizde yaşayan baronların nasıl vatandaşlık aldıkları, karaparanın nasıl aklandığını anlatanlar var. Bir de İliç'teki maden felaketi ülkemizde binlerce maden ruhsatı verildiğini, bütün topraklarımızın tıraşlanacağını bize apaçık gösterdi. Ortalık ayağa kalkmalıydı ama muhalefetten bu konularda çıt yok. Ayrıca ortalık Allah'ın emanetçilerinden geçilmiyor; millet de bu emanetlerden bana da bir arsa, bir ev düşer diye dua ediyor.

Daraldınız değil mi Öyleyse ben de hepimizin ortak tek noktası aşk hakkında yazmaya karar verdim. Ayrıca hani "Dünyada aşk hakkında söylenecek yeni bir söz yoktur" deniyor ya, işte bendeniz bunu çürütmek için bugünkü muhteşem yazımı kaleme alıyorum. Aşk tanımları başkalarından, benimki en sonda.

Başlayalım bakalım. Bir can dostum, fevkalade ilginç düşünceler üretmekle nam salmıştır, adını vermiyorum, şımarır, şöyle diyor: "Aşk, tenyadan sonra gelen cümle canlılara verilen bir cezadır." Hiçbir şey anlamadınız, değil mi Önce ben de anlamadım ama o gayet sakin bir biçimde düşüncesini açınca vallahi hak verdim.

Malumunuz, laf kalabalığı bir yana aşkın en doruk noktası, iki karşı cinsin birleşme anıdır. Arkadaşım bu noktayı esas alıp şöyle bir açıklama yapıyor:

"Kuşlar, böcekler, timsahlar, koyunlar, gergedanlar, insanlar işte bu birleşme anı için öyle yoğun bir çaba harcarlar ki yeryüzü kanunlarına göre bunun boşa gitmemesi gerekir. Yani bir birleşme için harcanan bu çabanın, pek de akıllıca bir şey olmadığı herkes ve her cins tarafından kabul edildiğinden, ortak bir enayilik paydasında anlaşılır ve bu çabanın adı kuş dilinde de timsah dilinde de insan dilinde de aşk olur."

Herkes itirazını daha sonraya saklasın, açıklama devam ediyor. Arkadaşım, gayet hâkim bir ses tonuyla anlatıyor:

"Yeryüzünün en mutlu yaratıkları, böyle bir çabaya ihtiyaç duymadan şıp diye işini bitiren çift eşeyli hayvanlardır. Yani terliksi hayvan, tenya gibi. Hem erkek hem dişi organ aynı bedende. Birleşme için yoğun bir çaba harcanmadığından aşkın sözü bile yok. Evrim tarihinde bir yerlerde bir hata olmuş ve cümle yaratıklar erkek ve dişi diye ayrılmışlar. İşte şimdi biz hepimiz bu evrim hatasının kurbanları olarak, aşk aşk diye inleyip mektuplar yazıyoruz, mesajlar atıyoruz, olmadık jestler planlıyoruz, yapıyoruz. Ancak bazılarımız bundan pekâlâ para kazanmasını da biliyor. Onlara da ben şapka çıkarıyorum. Evrim hatasını paraya döndürenler için üç defa: Sağ ol! Sağ ol! Sağ ol!"