Başlıktaki bu sözler, Türkiye'ye yabancı yatırımların neden azaldığını konuştuğumuz bir iş insanına ait. Bu ve buna benzer sözleri "yazılmamak kaydıyla" yapılan sohbetlerde hep duyuyorum. Türkiye artık yatırım cazibesini kaybediyor.
Son bir aydır büyük bir skandalla sarsılıyoruz. Büyüklüğünün 20 milyar doları bulduğu öne sürülen fon krizi...
Bu fonlar nasıl büyüdü Şirketlerin değerleri nasıl şişti Denetim mekanizmalarına ne oldu Yatırımcının parasının ne kadarı geri dönecek
Sorular çok, henüz tatmin edici yanıtlar yok.
Haberlerde düzenleyici kurumların yetkililerine ilişkin iddialar gündeme geliyor. Rakamlar dudak uçuklatıyor. Yüz binlerce yatırımcı ise parasının akıbetini öğrenmeye çalışıyor.
Böylesine büyük bir güven krizinde yapılması gereken, iddiaları bütün yönleriyle araştırmak, sorumluları ortaya çıkarmak ve kamuoyuna hesap vermek. Gazetecilere ve eleştirel seslere yönelik baskı ise kuşkuları büyütüyor. Bu baskılara son olarak gazeteci arkadaşlarım Bahadır Özgür, Murat Ağırel ve İsmail Saymaz maruz kaldı. Kamuoyunda Halk TV'ye el konmasının arkasındaki nedenlerden birinin fon krizi olduğu sır değil.
Ülke içindeki sesleri kısmak, uluslararası arenadaki güven kaybını durdurmuyor. Nitekim uluslararası endeks kuruluşu MSCI'dan dün ciddi bir uyarı geldi. MSCI, Türkiye hisselerine ilişkin bazı endeks değişikliklerini ikinci bir duyuruya kadar dondurdu. Türkiye endekslerine yeni hisse eklenmeyecek, dahası Haziran 2027'ye kadar yeterli ilerleme görülmezse Türkiye'nin "gelişen piyasa" statüsü düşürülebilecek.
Karar ilk bakışta sermaye piyasasıyla sınırlı görünebilir. Oysa asıl tehlike, bazı şirket ve fonlarla ilgili güven sorununun Türkiye ekonomisinin uluslararası pozisyonunu tehdit eden boyuta ulaşması.
Yabancı ve yerli yatırımcının talebi aynı: Şeffaflık, etkili denetim, hukukun üstünlüğü ve güven. Türkiye sermaye ihtiyacı yüksek, ağır dış borç yükü taşıyan bir ülke. Üstelik erken sanayisizleşme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu nedenle mesele yalnızca daha fazla döviz bulmak değil; üretime dönüşen, teknoloji getiren, nitelikli iş yaratan ve ülkede uzun vadeli kalan sermayeyi artırmak. Peki, doğrudan yatırımlarda nereden nereye geldik
Türkiye'ye yıllık uluslararası doğrudan yatırım girişi 2003'te 1.7 milyar dolardı. 2005'te 10 milyar dolara, 2007'de 22 milyar dolara çıktı. 2015'te hâlâ 19.3 milyar dolar düzeyindeydi. Ancak 2020'de 7.5 milyar dolara kadar geriledi. Arada toparlanmalar yaşansa da 2007'deki zirveye yeniden ulaşılamadı.
Tablo 2026'da da olumsuz. YASED'in Merkez Bankası verilerinden derlediği bilgilere göre, ocak-ağustos döneminde doğrudan yatırım girişleri geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 35 azalarak 6.8 milyar dolara geriledi.
Üstelik bu rakamların tamamı yeni fabrika, yeni makine, yeni istihdam anlamına gelmiyor. Doğrudan yatırım toplamının içinde şirket satın almaları, yabancıların gayrimenkul alımları ve yatırım ilişkisi içindeki şirketler arasında borç hareketleri de bulunuyor. Örneğin, 2025'te toplamın 2.3 milyar doları yabancılara gayrimenkul satışından kaynaklandı.

14