Sevgili dostlarım, baktım ki bu fon vurgunları devlet sırrı gibi bir türlü açıklanmıyor, ben de köşeme çekilip hayali bir film sahnesi kurayım dedim. Geniş pencereleri boğazın mavi sularına bakan kocaman bir ev. Salonda kadınlı erkekli bir topluluk. Kutlama yapıyorlar ve hep birlikte ellerini havaya kaldırıp şöyle bağırıyorlar: "Ver Allah'ım ver! Milyon yetmez milyar ver!" Müzik: "Kâbe'de hacılar Allah Allah diyerek hu çeker..."
Şimdi bu sahne nereden aklıma geldi, yıllar önce izlediğim Hitler'in öküşü adlı bir belgeseli anımsadım. Belgeselde beni en çok etkileyen, Nazi kurmayların bir toplantısıydı. Nazi kurmayları tek tek insan öldürmenin hem işgücü hem de fazla kurşun harcamaya neden olduğunu tartışıp toplama kamplarını açmaya karar veriyorlardı. Öldürülmesi gerekenleri gaz odalarında toplayıp sulu siyanürle öldüreceklerdi. Ve büyük bir coşkuyla kadehlerini kaldırıp Hitler selamı vererek ve birbirlerine sarılarak kararlarını kutluyorlardı. İşte böyle, nedense aklıma geldi.
Bu arada fon işlerini, karapara aklamalarını, özellikle de Melih Gökçek'in inanılmaz mal varlığını belgelerle açığa çıkaran gazetemizin de yazarı Murat Ağırel, bazı kişiler tarafından ona verilen belgeleri araştırıp gerçek belgeler olmadığını görmüş, haber yapmamış ve evet, haber yapmadığı için Sarıgül ailesini koruma gibi absürt bir nedenle tutuklandı. Sadece o mu, gazeteci tutuklanmaları aldı başını gidiyor.
Dostumuz, arkadaşımız Murat içeri girerken bize şöyle seslenmiş: "Kızıma iyi bakın, size emanet." Bu sözler geçmişteki bir yaramı deşti. Birden eski eşim ve yol arkadaşım rahmetli film yönetmeni Ali Özgentürk'ün 12 Eylül sonrası Davutpaşa Kışlası'ndaki günleri anımsadım. Kızımız Dünya da Ada yaşlarındaydı ve elinde göğsüne bastırdığı çiçeklerle onu görüş günlerine götürürdüm. Bir İhsan yüzbaşı vardı, bana ve Dünya'ya takmıştı. Bana yüzünde alaylı bir gülümseme, "O rejisörün hanımı gelmiş" diye takılır ve Dünya'nın çiçeklerini tek tek arar, "Bana çiçek getirmemişsin, seni görüşe sokmayacağım!" diye azarlardı. Neyse ki Dünya büyük bir sükûnet içinde aramanın bitmesini beklerdi.
Şimdi ben haykırıyorum: "ocuklara kıymayın efendiler!" Ve birden aklıma 18 Ekim 2015 tarihinde, ev baskınında polise "Lütfen galoş giyer misiniz" dediği için yavrumuz Dilek Doğan'ın, ailesinin gözü önünde polis kurşunuyla öldürülmesi geliyor. Dilek'i Küçük Armutlu'da çok küçük yaşlarda tanıdım. Mahalle halkı bir projenin etrafında toplanmıştı. Mahallede kullanılmayan bir boş alan ekime hazırlanmış; mahalle halkı paketlenmiş domates, hıyar, biber (hepsi yerli tohum) fidelerini sırayla alıp bir dostluk, bir kardeşlik havası içinde toprağa ekiyorlardı.

14