Şükran, canım sır kardeşim benim

Canım Şükran'ım ölüm haberini aldığımdan beri perişanım, sana bir sır vereyim; ilk kez kendi ölümümü düşündüm. Şimdi biliyorum bana kızacaksın, "Saçmalama Işıl" diyeceksin. Evet saçmaladım. Elimde değil ölüm haberini aldığımdan beri yıllarca birlikte çalıştığımız Cağaloğlu'ndaki o köhne çalışma binasında yaşadığımız kimi zaman neşeli, kimi zaman öfkeli, kimi zaman da sırlar paylaştığımız anılar gelip beni buluyor. Yan yana masalarda otururduk ve daktilolarımız sürekli tıkır tıkır çalışırdı. Oldukça büyük salonun kapısına yakın kocaman bir masada düzeltmenlerimiz otururdu. ok da ünlüydüler; kimi denemeci, kimileri şair, kimileri de hikâyeciydi. Bizim yazıları pürdikkat düzeltirken kendi aralarında fısır fısır dedikodu yaparlardı, biz de dedikoduları duymak için arada daktilolarımızın tuşlarına basmaktan vazgeçerdik.

Öğlen olduğunda genel yayın yönetmenimiz Oktay Kurtböke, daha sonraları da Hasan Cemal üçüncü kattaki odalarından çıkar, senin Boşnak böreklerin için bizim kata gelirlerdi. Sen boş bir masanın başına geçer, vallahi billahi sabahın kör vaktinde kalkıp yaptığın ve tepsisiyle getirdiğin Boşnak böreğini kesmeye başlardın, biz de yumulurduk. ok ender börek gelmezdi ve hepimiz sana ödevini yapmamış bir öğrenci gibi bakardık. İlhan abi, Oktay Akbal üçüncü kattan pek inmezlerdi. Ama Uğur Mumcu eğer İstanbul'a gelmişse daha kapıdan bağırırdı: "Börekler çıksın!"

O zamanlar gazetemizde kadın çalışan çok azdı. Meral Tamer'i, Füsun Özbilgen'i anımsıyorum. Arada gazeteci olmak isteyen genç kadınlar stajyer olarak aramıza katılırdı. Şimdi anımsadıklarım olacak iş değil ama olmuştu işte. Günlerden pazardı, ihtimal haber müdürümüz epey geç gelen ve kolay gibi gözüken bir habere eleman bulamadığı için beş günlük bir stajyeri göndermişti. Yazdı, kızcağız da o gün azıcık dekolte giyinmişti, haber televizyonlarda yayınlandı ve evet mutlaka bir erkek kameran -o zamanlar kadın kameraman pek yoktu- vizörü bizim kıza dikmişti. Kızcağızın yakasında da kocaman bir Cumhuriyet kartı vardı. Ertesi gün Oktay abi sabahın köründe, aşırı kızgın salonumuza gelmiş, başta haber müdürü olmak üzere, hepimizi azarlamıştı: "Bundan böyle her pazar buradasınız!" Öyle de oldu.

Şükran şimdi bakıyorum da kadın sunucular çok renkli kıyafetlerle haber sunuyorlar. Canım zamanlar pek bir değişti. Ama sen hiç değişmedin, her zaman yanında gerektiğinde üstüne geçirdiğin bir hırka vardı. Sen her zaman hırkanı giyer, habere koşardın. İşçilerin Şükran ablasıydın. Öyle inatçıydın ki senin kadar gelecek güzel günlere inanan, bunun için çabalayan çok az kişi tanıdım.