Şu bizim tüketim sevdamız
Tüketim boykotu yapılamıyor çünkü Türkiye'de insanlar mal-mülk, lüks ve borç tuzağına bu kadar mı bağımlı, yoksa sistemin kendisi mi tüketimi kaçınılmaz kılıyor?
Yazar, 2 Nisan boykotunun başarısızlığını gözlemleyerek Türkiye'de tüketim kültürünün ne kadar derinde olduğunu anlatır. Botoks, lüks kahveler, müzayedeli ilaçlar ve şaşaalı düğünler aracılığıyla kapitalizmin toplumun yüzünü nasıl değiştirdiğini eleştirir. Peki ekonomik zorluk içindeki insanları tüketimden uzaklaştıramayan şey sadece reklamcılık mı, yoksa daha derinleri bir ihtiyaç mı?
Sevgili okurlarım, 2 Nisan'da yapılan tüketim boykotunu yerinde izlemek için yollara düştüm. Az yol almadım, bölgemdeki (Kocaeli iline bağlı Değirmendere ve İzmit ilçesi) tüm marketleri tek tek dolaştım, durum hiç de parlak değildi. Marketler, manavlar, bir de şaşırdım kuyumcular doluydu. Birden yoluma okul çocukları çıktı, dağılmışlardı ve kucaklarında içinde ne olduğu belli olmayan atıştırmalıklar vardı. Atıştırmalıkları kocaman ısırıp ısırıp mutlu mutlu gülüyorlardı. Zaten ne zaman marketlere girsen boydan boya dört reyonun atıştırmalık dolu olması epey canımı sıkıyordu. Neyse, yoluma devam ettim.
Zorunlu bir ilaç için tanıdık bir eczaneye gittim, üç ayrı sıra vardı. Neyse, birine girdim ama sırada bir müşteri vardı ve çalışan adamın yazdırılmış on reçetesini alıp bilgisayara geçiriyor, sonra rafa gidip on ilaç alıp geliyor ama reçeteler bitmiyor on, on devam ediyor. Tezgâhın önü silme ilaç doldu. Ben bekliyorum. 20 dakika sonra adamın ilaçları kocaman bir poşete dolduruldu. Ben bir merak, adam kaç para verecek diye. Adam çıkarıp 230 lira verdi ve poşeti kucaklayıp gitti. Merak içindeydim, çalışana sordum: "Bu adam eczane mi açacak" alışan güldü: "Böylesi başımıza iki günde bir geliyor. Üstelik en pahalı kalp, romatizma ilaçları, kim yazıyor nasıl yazıyor, biz de merak içindeyiz. Bence ilaçlar kullanılmadan süreleri dolacak." Şaşıp kaldım, evet 23 yıllık AKP iktidarının yaptığı tek olumlu iş sigortalılara parasız ya da az parayla ilaç verilmesiydi. Oylarının düşmemesinde de bu sosyal yardımın payı büyük. Ama bu kadar ilaç da yazılmaz ki heder olup gidecek. Ah ah ilaca da doymuyoruz. Duydum ki antidepresanlar artık altın günlerinde de misafirlere ikram ediliyormuş.
Geçenlerde bir haber gördüm; gencecik bir kız, çalıştığı marketin kasasından epey yüklü bir miktar para çalmış ama yakalanmış. Neden çaldın sorusuna da şöyle cevap vermiş: "Bu parayla yüzüme botoks yaptırıp dudaklarımı kalınlaştıracaktım." Ah bu kozmetik sanayisi reklamlarıyla öylesine bir algı yarattılar ki bütün dünya Angelina Jolie dudağı yaptırmak için sıraya girdi. Bir de bizde diziler aynı işi yaptı. Şimdilerde botoks yapılmamış yüz ve ördek dudaksız kadın oyuncu bulmak epey zorlaştı. Gezerken çokça rastlıyorum ördek dudaklı, çene kemikleri fırlamış 20 yaşlarında kız çocuklarına. Parası olan parası olmayan da kredi çekip yaptırıyor. İşte böyle, kapitalizm öyle kâğıttan kaplan filan değildir, basbayağı dünyanın yüzünü germeye çalışan, şeytandan özür dileyerek söylüyorum, bir şeytandır.
Bendeki de salaklık derecesinde bir nahiflik, sandım ki benzinin litresi 60 lirayı geçince insanlar arabalarını yolda bırakıp yürüyecekler, savaş bahanesiyle artırılan fiyat kısmen geri çekilecek. inliler dört yıl önce 3 kuruş zammı görünce arabalardan çıkıp yürümüşlerdi, fiyat hemen geri çekildi. Dünya da onları alkışladı. Japonlar, Japon usulü, bizim eskilerde kullandığımız tandırı kullanıp ve üst üste giyinip doğalgaz ve elektrik faturalarını aşağı çekiyorlar. Biz de bir bolluk bir bolluk... Bakmak için girdiğimde gördüm; lüks kahveler, lokantalar hem içeriyi hem dışarıyı öyle bir ısıtıyorlar ki kış günü gömlekle dolaşılabilir. Yahu arkadaşlar, gerçekten insanlarda para bu kadar mı bol yoksa borç harç tüketim alışkanlıklarından vaz mı geçemiyorlar Bir tek fakir ben miyim

5