Korku filmleri bizi kesmez anacığım...

Önümüzde tam dokuz günlük koskocaman bir tatil var. Amanın, en kıytırık otel ve pansiyonların gecelik ücretleri 2 bin-3 bin lira arasında değişiyor; yazlığı olanlar misafir gelmesin diye "Biz bu bayram yurtdışındayız" diye mesaj atıyorlar. oluk çocuk üç dört aile birleşip tatil evi kiralayanlar var ama yüzleri asık, belli ki kimin hangi gün yemek yapacağı kadınlar arasında sıkıntıya sebep olacak. Neyse ki tatil dedektifi ben size bir öneriyle geliyorum. Arkadaşlar hiç olmazsa sevdiğiniz dostlarla çoluk çocuk evde korku filmi gecesi yapın, şimdiden söylüyorum çok eğleneceksiniz.

Örneklerle gidelim, canım sıkıldığında yaptığım korku filmi gecelerinde nasıl eğlendiğimizi anlatacağım, siz karar verin. Bir kural var: Kimse politika konuşmayacak, hiçbir haber dinlenmeyecek; sadece korku filmi izlenip ha babam kuruyemiş yenecek. Herkes bu muhteşem karardan pek bir hoşnut. Filmler başlıyor. Kız evde yapayalnız, evin çevresinde de başka hiçbir ev yok. Korku filmi ya... Birden ışıklar sönüyor, zifiri karanlık bir ayak görüyoruz, usulca kızın bulunduğu evin kapısı açılıyor ve korkunç yüzlü bir adam evin içinde, masadaki mumu yakmaya çalışan kıza doğru sinsice yaklaşıyor. Yani insanoğlunu korkutacak bütün unsurlar tamam. Bizim de korkmamız gerekiyor ama nerede Bir gülme bir gülme... Filmdeki kızı "Hey dikkat!" diye uyarmalar...

Mumu bir türlü yakamayan kızın canı sıkkın belli ki, duşa gidiyor ve adam da arkasında, elinde kocaman bir bıçak. Bu sahneyi herkes çok iyi bilir: Bir korku klasiği olan "Sapık" filminin ünlü banyo sahnesi ama bu kopya, yavan. Adam kıza arkadan bıçağı indirecek, benim gibi yalnız olduğunda banyonun kapısını açık bırakan ve her kaldığı otelde en az bir kere bu sahneyi aklına getiren biri bile, hiç korkmuyor. Tam tersi, "Hadi indir bıçağı" diyerek katili teşvik ediyorum. Olmadı, hep birlikte karar veriyoruz, bu film yeterince korkutucu değil. Hemen başka bir filme geçiyoruz.

Yeni film gerçekten ilginç, bir aile bir kız çocuğunu evlatlık alıyor ve film başlıyor. Meğer evlatlık çok ender rastlanan bir hormon hastalığından ötürü, on yaşında bir çocuk gibi gösteren ama 30 yaşındaki deli bir kadınmış. İlginç bir konu, tuhaf durumlar ama bizde korkudan eser yok. Hatta tuhaf yorumlar, arkadaşlarımdan biri, "Ben evlatlık almamakta haklıymışım" diyor. Gerçekten niyeti vardı. Biri, "Bakalım kimler ölecek, bahse var mısınız" diye can sıkıntısından müşterek bahis açıyor. Evet! "Kaç kişi ölecek Paralar lütfen!"

Sonuç; bu film de beğenilmiyor. İçinde yeterince entrika yok. Az adam ölüyor. Bahsi ben kazanıyorum.

İnatçıyız, bir hafta sonu evde toplanmış, korkuyu yaşamak istiyoruz. Elimizin altında teknolojinin nimeti sayısız korku filmi var. Düğmeye basıp korku filmlerinin tek tek tanıtımlarını okuyoruz. Politik birkaç film de var. Dehşetli bir itiraz: "Politika istemiyoruz!" Devam ediyoruz. "Uğursuz Evin Sırrı" diye bir filmde karar kılıyoruz. Bir evde bir genç kız hem annesini hem babasını öldürüp ormana kaçıyor, aileden sadece erkek kardeş kurtuluyor. Ev lanetli, sonra bu eve doktor bir anne ve kızı taşınıyor ve film başlıyor. Arada korkutmak için yapılmış birkaç sahne var yapılmış ama bu da kimseyi kesmiyor. Ne var yani, ne olmuş, meğer ölmeyen o delikanlı eve taşınan tüm aileyi öldürüyor. Aklı sıra kız kardeşinden intikam alıyor.