Sevgili okurlarım, mahkemede genç bir kadın, Pınar Türker konuşuyor: O konuştukça mahkeme salonunda hıçkırık sesleri çoğalıyor. Şafak operasyonunda nasıl tutuklandığını, çocuklarının korkusunu, çırılçıplak nasıl arandığını, bir savcının onu "ocuklarını elinden alırız" diye nasıl azarladığını anlatıyor. Ve şöyle diyor: "Ben utanmıyorum! Yapanlar, insanı böyle aşağılayanlar utansın!"
Biliyorum pek çoğunuz Pınar Türker'in konuşmasını dinlediniz, okudunuz. Ve pek çoğumuz 12 Mart ve 12 Eylül darbesinin ardından tutuklananlara ve özellikle kadınlara yapılan işkenceleri çok iyi biliriz. Kanayan vajinaları, tecavüz edilip karanlık bir dehlize atılan kız kardeşlerimizi asla unutmadık. Tüm faşist iktidarlar işkencecidir, işkenceyi idare edenler de bizzat yapanlar da iyi aile babası, çocuklarının başlarını okşayan insanlardır. İşleri bitip ellerindeki kanı temizlediklerinde kahvede okey oynamaya giderler. Ve sadece şöyle düşünürler: "Emir verildi, biz de yaptık."
İşkence görüp sağ kalanlar o günleri unutmak isterler. Ama unutamazlar, kerpetenle çekilen tırnakların yerine yenisi çıkmaz. Elektrik şoku verilen genital organlar giderek işlevini yitirir. Ve gene güzel zamanlarda kara bir kâbus gibi insanın karşısına çıkarlar. İşkence sadece yapılan insanı değil; çevresini, ailesini, kısaca tüm toplumu ilgilendirir. Bu nedenle insanlık tarihi boyunca dünyanın hemen her yerinde sürdürülen işkence özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası insanlık suçu olarak kabul edilmiş ve yasaklanmıştır. Özellikle faşist rejimlerde kapalı ve açık işkence yapma huyundan bir türlü vazgeçilmemiştir.
Gerçekten insanı acıtan bir konu bu. Pınar Türker'in kendisine yapılan işkenceyi anlatırken Ağrı'nın Hamur ilçesinde bir okul öncesi öğretmeni Irmak Ayşe Koparan da canına kıydı. Ölmeden önce bıraktığı mesajlarında önceki kadın okul müdürünün kendisine şiddet ve mobing uyguladığını, defalarca gerekli yerlere başvurduğunu ve yanıt alamadığını belirtmiş. Özellikle kimi Kudüs valisi olmayı düşleyen kimi "Türkiye İslam cumhuriyeti" kurulsun diye canla başla çalışan pek sayın bakanlar bu iddiaları araştırmak ve sonucu tüm ülkeye ilan etmek zorunda.
İşkence günlerinde hepimiz gibi benim de durumum pek iyi değil, o da ne kendimi birdenbire 2014 yılında buldum. Suriye'de iç savaş vardı ve IŞİD militanları kendilerinden olmayanları Allah'ın emri diyerek, kadınlara tecavüz edip erkeklerin kafasını keserek öldürüyorlardı. Bu vahşetten kaçmaya çalışan Suriyeliler de en yakın komşu olan bize sığınmışlardı. Ve Suruç'ta devlet, belediyeler, bazı kurumlar benim gittiğim bölgede dokuz mülteci kampı kurmuştu. Ben de bir mülteci kampında çadırların arasında dolaşıyordum, birden bir çadırın önünde oturmuş çok zayıf ve çok yaşlı bir adam gördüm. Sürekli elindeki tespihi çekiyor ve sürekli gökyüzüne bakıp bir şeyler mırıldanıyordu.
Bana kılavuzluk eden ve mükemmel Arapça bilen genç kızla yanına gittim. Genç kız önce adamın yüzünden akan gözyaşlarını yemenisiyle kuruladı ve konuşmaya başladılar. Konuşma bittikten sonra genç kız anlattı. Yaşlı adamın iki kızına birden tecavüz edilmiş. Kızlardan biri kendini asmış, öteki savaşmak için dağa çıkmış. Karısı da kederinden ölmüş. Kendisi ne olduğunu anlamadan insanlar tarafından sürüklenerek yurdumuza gelmiş. Ölmek istiyormuş ama Allah katında intihar etmek günah olduğundan günlerdir sadece su içiyormuş. Bana yardımcı olan genç arkadaşıma, "Ben onu izledim, sürekli gökyüzüne bakıp bir şeyler mırıldanıyordu, sorar mısın ne söylüyormuş" diye üsteledim. Genç kız artık bizimle konuşmayan adamın yanında biraz durdu, adam başını gökyüzüne kaldırıp şöyle diyormuş:

16