Sevgili okurlarım, ağır bir kıskançlık krizindeyim. Neyi kıskanıyorum, hemen söyleyeyim; Fransız halkını. Liseliler daha iyi bir eğitim, daha insanca bir gelecek için sokaklara çıktılar ve veliler, üniversiteliler, hocaları, tüm ülke öğretmenleri, itfaiye erleri, binlerce işçisi olan sendikalar onları yalnız bırakmıyor. Polis her yerde olduğu gibi orada da bibergazıyla, coplarla saldırıyor ve belediye başkanları çocuklarını korumak için ön saflardalar. Cumhurbaşkanları ve bakanları sığınağa girmek zorunda kalıyorlar.
İyi oluyor; silahlanma için eğitime, emeklilere ödenen parayı kıstınız! İşgal ettiğiniz Libya'dan gelen petrolle şimdilik idare ediyorsunuz ama ülke haykırıyor: Biz Fransa'yız! Sadece Fransa mı Alman gençleri de ansızın konulan zorunlu askerlik görevini yapmayacaklarını haykırıyor! İspanya'da bir şirket tarafından, yıllarca yaşadığı evinden atılan yaşlı bir kadın için binlerce kadın erkek, yaşlı genç ayaklanıyor. Bu arada Latin Amerika ülkelerinde herkes sokaklarda.
Bir fotoğraf gördüm, Paris'te öğrenciler, işçiler yürüyor; en önde tekerlekli sandalyede oturan oldukça yaşlı bir adam var. Tüm yüzünü aydınlatan bir gülümsemeyle sandalyesini sürüyor. Belli ki 68 olaylarını yeniden yaşamanın mutluluğu yüzüne vurmuş. Benim de aklıma ülkemde yaşanan üniversite işgalleri, bir zamanlar hemen her işyerinde greve çıkan işçiler, büyük maden yürüyüşü,15-16 Haziran olayları, Uğur Mumcu'yu toprağa vermek için yürüyen genç yaşlı binlerce sevenleri geliyor. Gezi olayları sırasında parkı bekleyen çocuklar aç kalmasın diye evinde yaptığı yemekleri parka taşıyan anneler geliyor. Öldürülenler, idam edilenler geliyor.
Ve hemen ardından ülkemden birbiri ardına fotoğraflar geliyor. Ülkemde bir okul saldırısı sonucu hayatını kaybeden küçücük, annesinin belki de yaş günü için süslü giysiler giydirdiği Sare'nin fotoğrafı geliyor, yoksul emeklilerin katıldığı küçük bir protesto olayında beylik tabancasıyla kendini vuran emekli polisin fotoğrafı düşüyor. Ve aklıma 301 kişinin öldüğü Soma ve yeniden madenci ölümleri düşüyor. O faciadan sonraki ilk seçimde Soma AKP'ye oy vermişti, aklıma bu da düşüyor.
Yıllar önce işkence görmüş, epeyce içeride yatmış bir arkadaşıma sormuştum. "Biz neden yenildik" "Bana göre" demişti, "O zamanlar ülkemizde direniş örnekleri çok azdı. Bir Şeyh Bedrettin, bir de Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk dönemleri. Sonra kitaplar geçmişti elimize; devrim işçilerle, köylülerle yapılacaktı. Devrim yapacağımız gittiğimiz köylüler, geldiğimiz gün bizleri jandarmaya ihbar ettiler.12 Eylül sonrası sendika yöneticileri yargılanırken koskoca spor salonunda işçiler yoktu."

3